Bağlar

Gölge Konuşuyor:

Bağlar, son dönem sıkça denenen anlatıcıların yer değiştirdiği dolaysıyla birden fazla bakış açısıyla hikayenin anlatıldığı teknikle yazılmış bir roman. Daha çok öykü kitaplarıyla adını duyuran Yüz Kitap’ın da ilk romanıymış. Dikkate değer bir roman olmasına rağmen Türkçesinde sanki bir sorun var. Kimi yerde kelime seçimlerine takıldım. Yerinde tespitlere rağmen de yer yer ifadenin güzelleştirilmediği görüşündeyim.

Tespitler kelimesinin altını doldurmaya çalıştığımızda her üç anlatıcının da hem kendileri hem de diğerleri ile ilgili söylediklerinde bunun bir nesnel gerçeklikmiş gibi sunulması etkili oluyor, zihinde yer tutuyor. Ve söylediklerinde karakterin samimi olduğuna dair inanç gelişiyor. Zaten her üç anlatıcının da farklı bakış açılarına rağmen samimi olduğunu düşünüyorsunuz. Farklılık belli görme biçimlerine karşılık belli körlük biçimlerinin olması. Bunu da cinsiyete ve yaşa daha çok yorumluyorsunuz.

Anne (Vanda), baba (Aldo) ve evlat (Anna) sözünü ettiğimiz üç bakış açısı. Annenin anılarıyla başlıyor, babanın hatıraları ile devam ediyor, evladın bugünden anlatımıyla bitiyor roman. Son bakış açısı olmalı mıydı ayrı bir soru. Çünkü bu bakış okurun kriziyle baş başa kalmasına engel, saf tutmasına destek gibi. Cadaloz annenin sorumlu davranışını, iyimser babanın kayıtsız duruşuna tercih eder pozisyonuna tercih ediyorsunuz.

Son tahlili de toplumsal cinsiyet açısından değerlendirdiğinizde olması gereken gibi düşünebiliyorsunuz ama Vanda’nın tutumu bunun önünde engel. Çünkü Vanda başka kadınlarla birlikte olmuş, başka bir kadın için evi terk eden kocasını ne olursa olsun yenilgiyi kabul etmediği için evini dönmesini istiyor.  Bu bakımdan Vanda’nın bu davranışını ne ataerkil bir kadının çaresiz bıraktığı kadınlık durumu olarak ne de evlatlarını babasız yaşamasına engel bir anaç tavır olarak okuyorsunuz. Vanda’nın durumuna rağmen romanın toplumsal cinsiyet bağlamında bir eleştirisi olabilir.

Aile kurumunun bir eleştirisi olarak da okunabiliyor roman. Evli tarafların, evlililik erkek ve kadın açısından bir özgürlük sorunu olduğunu dillendiriyor roman. Her iki taraf da (çocuk bu konulara girmiyor) evliliğin bu konuda bir engel olduğu görüşünde, hatta Aldo bir kadınla ilişkisi olduğunu gizlemeyerek kimseyi aldatmadığını düşünüyor. Vanda’nın bir erkekle ilişkisi olabileceği konusunu da Anna ve kendisinden büyük abisi Sandro’nun sohbetlerindeki alaycı diyaloglardan öğrenebiliyoruz ama Vanda’nın kocasını aldatma ihtimali yine de pek gerçekçi gelmiyor. Vanda kocasının başka kadınlarla ilişki kurmasını dert etmesine rağmen bunu bir boşanma nedeni saymamasını da bu özgürlük mefhumundan dolayı değil başlangıçta söylediğimiz yenilgiyi kabul etmeme ya da kendisinin olan bir şeyi geri alma isteğine bağlayabiliriz…