Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi

Gölge Konuşuyor:

Sapiens’te insanın tarihini çok başarılı biçimde vermişti Harari, Özellikle 1492’ye kadar olan kısmı için söylenecek bir şey yok. Homo Deus’ta ise an itibarı ile insanlığın durumu ve bununla birlikte geleceği için öngörüleri var Harari’nin. Ölümsüzlük, otomasyon çılgınlığı, yeni bir hümanizm ihtiyacı vs. üzerine bu öngörüler. Gelecekte ne olacaktan ziyade ben kitabın bu öngörüleri yazarın ne üzerine kurduğu ile ilgileneceğim bu yorumda. Gerçekten tüm eksiklerine ve yanlışlarına rağmen Harari şahsına münhasır retoriğiyle okurların ilgisini çekmeye devam ediyor, ben hariç.

Şöyle demiyorum Harari birçok konuda benden farklı düşünüyor, saygı duymak lazım. Çünkü durum benim açımdan durum saygının sınırlarını zorluyor.  Çünkü Harari’nin yanlı bir mantık üzerinden yürüdüğünü düşünüyorum: Efendim insanlığın faydasına olan şey liberalizmdir, ama teknolojizm yüzünden insanlık sonunu hazırlıyor. Çok iyi ama kendi kendini yok eden bir sistemle karşı karşıyayızdır. Liberalizmin tarihini az çok bilen biri olarak liberalizmin teknolojizm ile uyumsuzluğunu ilk defa Harari’den duyuyorum. Burada Harari özeleştiri yaparcasına liberalizmin de diğer dinler gibi “soyut etik yargılar” üzerine kurulu olduğu için bu durumu aşamadığını söylüyor… Ne tuhaftır ki burada teknolojizme karşı çıkan Harari etik yargılar yerine bilimsel yargıları savunuyor.

Kitabı okurken bazen, “dinime küfreden Müslüman olsa bari,” diyordum kendi kendime. Her şey din yeryüzündeki, komünizm, darvinizm, şirket, Hıristiyanlık, Müslümanlık… Liberalizm hariç. Liberalizmin dışında diğerlerinin sicili de epey bozuk. Veri Dini diye bir şey var ama, onu muaf tutuyoruz bu sınıflamadan. Dinler insanın özgür iradesine ambargo koyduğu için zincirlerini kıramıyormuş, bu dinlere maruz kalanlar da mağdur edilmiş bu durumda. Ama özgür irade böyle değilmiş.

Şöyle diyebilirim, Harari ya liberalizmin ne olduğunu bilmiyor ya da “liberalizm dini”nin pençesine düşmüş biri. Tanışsaydım kendisiyle ona İmmanuel Wallerstein’in Liberalizmden Sonra adlı kitabını hediye etmek isterdim… Tarihsel olarak kazanımları var liberalizmin. Sosyal haklar ve sivil toplum inşası gibi. Ama özgür iradenin tarihsel olarak her şeyi yakıp yıkıp, önüne katarak nasıl ilerlediğini biliyoruz. Şu anda liberalizmin neosunu yaşıyoruz halen. Neyin aklı bu. Harari bir şeyleri birbirine karıştırıyor olmalı. 1789’da iktidara gelen liberal burjuva aklın dünyayı nasıl bir eşitsiz, adaletsiz bir gezegene çevirdiğini biliyoruz. Üstelik bunu iki paylaşım savaşı ile perçinleyerek yapmıştır bunu… Keşke liberalizmi onu savunan Şikago Okulu, Milton Friedman, Francis Fukuyama, Samuel Hauntington gibi ideologlarından öğrenseler okurlar, daha çok şey öğreneceklerdir…

1929’da neden olduğu yıkım ortaya çıkmıştır liberalizmin gerçek yüzünü, vahşi kapitalizm başlığı altında. Bu bakımdan sonrasında yükselen faşizminde liberalizmin çocuğu olduğunu söyleyelim. “Hümanist Hizipleşme” başlığı altında Harari’nin keyfi olarak sınıflandırdığı hümanizmin üç türünden (liberal, sosyalist ve evrimsel) ikisini (sosyalist, evrimsel) eşitlemesini aklım almadı gerçekten. Evrimsel ve sosyalist akıl ilahi kanunlarla yönetildiğini söylüyor Harari. Gelin buradan yakın. Özellikle Harari’nin evrimsel hümanizm dediği faşizmin liberalizmin yıkıntıları üzerinden yükseldiğini hatırlatalım burada. Döneminin üretim biçimini gecesini gündüzüne katarak, tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkaran Karl Marx’ın nasıl olur da ilahi bir öğreti ortaya attığını aklım almıyor. Harari, “İnsanları sefalete sürüklediği için sömürünün, zulmün ve eşitsizliğin önüne geçmeliydik. Tanrı buyurduğu için değil.” şeklindeki sözüne karşılık Marx’ın, “dünyayı açıklamak değil, değiştirmek gerektiği” şeklindeki sözünü hatırlatma ihtiyacı duyuyorum…

Böyle düşünen birinin bu durumda sorunun çözümlerinden birinin de bu “özgür irade”nin özgürlüğünü kısıtlamak gerektiği şeklinde bir düşünceyi aklına getirememesi de normal. Ama istatistiklere göre konuşan yazar “kapitalizmin komünizm karşısındaki mutlak zaferi”ni “veri dini”ne bağlaması tuhaf gerçekten. Sovyetler Birliği’nin ve komünist bloğun dağılmasını komünizmin kapitalizm karşısındaki mutlak yenilgisi olarak gören Harari,  ABD’nin ve diğer tüm kapitalist devletlerin bu mutlak zaferinin nedenini veri akışına, dolaşımına izin vermesine bağlıyorsa artık söylenecek söz kalmamıştır, dağılabilirsiniz….