Dalgaların Sesi

Gölge Konuşuyor:

Edebiyat yorum gerektirir. Yorum edebiyatın arkeolojisidir. Metnin ne tür niyetler barındırdığını, hangi düşünceleri dillendirdiğini, dışarıya ne tür göndermelerde bulunduğunu bize yorum ve eleştiri söyler. Gerçekten bir edebiyat metni bu dereceden açık mıdır? Açık derken burada Eco’cu açıklıktan yani eserin yoruma ve eleştiriye açık olmasından bahsediyorum, metonimik anlamda açıklık değil bu. Tam tersine Mişima okuru zaten ne kadar sade olursa olsun anlatıda bir kapalılık olduğunu bilir. Simgesel dünyası okuru zorlasa da Mişima’nın, o kadar ustalıkla yapılıyordur bu iş ister istemez yelkenleri suya indirir okur ve bu kapalılığın peşinden sürüklenir

Dalgaların Sesi‘ne kadar ben de böyle düşünüyordum. Gerçekten Dalgaların Sesi‘nde esas niyetleri çözmek, başka taraflara olan göndermeleri tespit etme açısından çok çaba sarfetmesine gerek kalmıyor. Önceden okuduğum eserlerindeki gibi kahramanını bazı zihinsel açmazlarla karşı karşıya bırakmıyor. Kahraman düşüncelere dalmadığı için okurun tefekkür isteği roman boyunca kursağında kalıyor. Tabi okur da bu durumda kendini akışa bırakmak zorunda kalıyor beklentilerinin aksine. Yine de Mişima’ya mahsus bir simgesellik vardı. Oğluna denize gönderen annenin izlediği kelebeğin kanat çırpışını oğlunun yazgısı ile birleştirmesi gibi. Bir başka örnek ise romanda boy gösteren eşek arılarının kimi karakterlerle benzeşimi. Her şeye rağmen anlatı, dildeki sadeliği ve karakterlerdeki benzerliği nedeniyle tipik olmasa da bir Mişima romanı.

Görünürde epey klasik bir konu hakim. Evet bir aşk hikayesi. Sınıfsal farklılıktan dolayı bir araya gelmesinin önünde engeller olan bir aşk o derece yoğun yaşanmasına rağmen. Birçok eserde olduğu gibi yoksul taraf burada da fakir taraf erkek tarafı. Bu arada iki kişilik değil dört kişilik bir aşk hikayesi bu. Lale Belkıs ve Önder Somer işlevi gören iki karakter daha romanın tuzu biberi olan. Bu karakterler üzerinden de bir tür İago ve Lady Macbeth okuması da yapabiliriz. Mişima anlatı türündeki standartlara uymuş. Kıskançlık ve pişmanlık üzerinden işlemiş bu dört kişilik aşkı kimseye çamur atmadan.

Denizi Yitiren Denizci‘de okurun zihnine kazınan ve orayı meşgul eden bir kaç resim vardı. Ama bu roman daha ziyade bir görsel sunu ile karşımızda. Bunu yaparken de balıkçı adamlar, dalgıç kızlar ve sünger avcıları örneğinde olduğu gibi sanki İtalyan Yeni-gerçekçi sinemacılarını selamlıyor gibi. Betimlemelerin olduğu sekanslar beni hep Visconti’nin Yer Sarsılıyor filmine gönderiyordu…