Renkler ve Yıllar

Gölge Konuşuyor:

Böyle kalbe dokunan eserlere ayrı bir zaafım vardır. Bu kadar içten, bu kadar sıcak bir eser az bulunur. Belki abartıyorumdur ama abartmak bu işin doğasında var zaten. Başka türlü nasıl okur olabiliriz ki? Ama kim ne derse desin büyü bozulmayacak benim için. Kitapla geçirdiğim özel anlar hiç aklımdan çıkmayacak. Özetle bu kitaba, bu romana laf söyleyecek kişi beni karşısında bulacak.

Peki ne anlatıyor? Hemen söyleyeyim: Renkleri ve yılları. Yıllara bölüştürülen rengarenk bir roman, rengarenk hayatlar. Bir siyah, bir beyaz bir ara renkler. Yıllar yılları kovalar dört mevsim. İlkbahar, yaz, sonbahar, kış. Çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık. Hayallerin filizlendiği zamanlar, meyve verilen zamanlar. Her şeyin solduğu, toza, toprağa karıştığı zamanlar ve kış. Yalnızlık, Ama yine de güneş tepededir ve parıldar, sıcaklık azalmış olsa bile.

Hikayeyi bir büyükanne anlatıyor. Büyükannelerin, büyükbabaların anlattığı hikayeleri çok severim. Görmüşlük, geçirmişlik. Kadraja irili ufaklı bir çok hikaye takılır. Geniş bir zamana ve geniş bir uzama paylaştırılan hikayeler. Son yoktur bu hikayelerde, çünkü o “son” dediğimiz anlarda yeni bir hikaye başlamıştır. Ve dolayısıyla bu hikaye de bitmemiştir diğer tüm iyi hikayeler gibi.

Sadece kuşaklar, aileler, toplumsal ilişkiler yok kültür ve tarih de var romanda. Bu da hikayeyi epey zenginleştiren bir şey. Gerçekten iyi bir çevirisi var. Zaten Vural Yıldırım’ı Macar edebiyatından yaptığı özenli çevirilerden biliyoruz. Yabancı olduğumuz kültür ve tarihle ilgili bilgi eksikliğimiz dipnotlar sayesinde giderilmiş. Bununla yetinmemiş çevirmen bir de önsöz eklemiş yazarı ve poetikasını anlatan. Anlam kayması ya da anlam kaybı olmuş mudur bilemem. Macarca bilmiyorum çünkü. Ama estetik kayıp olmadığını söyleyebilirim çünkü güzel bir Türkçe var, sanki eser çeviri değil de kendi dilinde yazılmış gibi..

Margit Kaffka’nın başyapıtıymış bu eser, otuz sekiz yıllık kısa yaşamında (1880-1918). Ne yazık ki başka iyi eserler vermeye ömrü yetmemiş yazarın ama ben onun daha az önemli eserlerini okumaya hazırım. Çevirmenin de önsözde dediği gibi Kaffka’nın eserlerindeki başat konular: orta sınıfın yok oluşu ile yaşadığı dönemdeki kadının yazgısı… Ülkede çeşitli dönemlerde çeşitli yönetimler hüküm sürmüş. Hem Osmanlı, hem Habsburg, hem de Avusturya-Macaristan egemenliği ile ilgili bahisler var. Osmanlı dönemi çok önce bitmiş ama bahisleri devam etmiş, örneğin kuruc benzetmesi var. On sekizinci yüzyılda Osmanlılarla yapılan özgürlük savaşında Osmanlı’dan yana olanlara kuruc deniyormuş. Bunun yanında asıl özgürlük savaşı 1848-49’da Habsburglarla yapılan ve kahramanımızın çocukluğunun geçtiği yıllar…

Bundan sonrası bir temize çekme hikayesi. Aile, kız kardeşler, üç kuşak. Cümbüşlü yıllar, aşklar, evlilikler, mutsuzluklar, pişmanlıklar ard arda. Erkekler var ama bu onların hikayesi. Bir erkeğin kendini bir kadının gözüyle görmesi için de fırsat bu roman. Çünkü söz konusu erkeklerde anonim bazı özellikler mevcut. Misal belki de en sevilen erkek sevgisine karşılık bulamamış, çünkü istemesini bilememiş. İstemisini bilme sanatı evet, yoğun duygular değil bu belirler rotayı.  Yaşam bazen bir satranç tahtasına dönüşebilir; birbirine yol açan ve birbirine engel hamleler bütünü. Her ne kadar yaşam başka türlü de olabilirmiş hissiyatı olsa da yaş ilerledikçe bu durum saplantı olmaktan çıkar, bir mantığa bürünür…

Statüdeki ve sınıfsal konumlardaki düşüş psikolojik bir yıkım olmaktan çıkar, yerini yaşamı devam ettirecek vasıflar ve daha iyi yaşam koşulları sağlayacak bir gelir isteği alır. Tabi bu da aile kurumundaki çözülmelere yol açar. Çekirdek aile artık tarihsel sahnedeki yerini almıştır ve ortalık yalnız büyükanneler, yalnız büyük babalardan geçilmiyordur…