Notre Dame’ın Kamburu

Gölge Konuşuyor:

1831 yılında yazılmış bir kitap. Hakkında çok yazılıp çok çizilmiştir. Dolayısıyla benim roman ile ilgili söyleyeceklerim okyanusta bir damla bile değildir belki de. Herkes konuşmuş romanla ilgili ben konuşmazsam olmaz sanki diye düşünmedim de değil. Tamam burada söylediklerim benim hafızam, kendime notlar olarak kabul görmesini istiyorum ama tekrar da olsa bazı şeylerin içimde kalmaması lazım.

Herkesin bildiği gibi artık bu türden romanlar çok az yazılıyor. Roman diyoruz ama, gayri-resmi bir toplumsal tarih, siyasi tarih, mimari ve hermesçilik ile ilgili kitaplar kategorisine de dahil edebiliriz. Tüm bunlar romanın içinde, sanki romana yedirilmemiş, ayrı görünen bölümler gibi görünmesi de romanın değerini küçültmez tabi ki. Ama insanların ölçütleri artık daha değişik tabi ki. Bu romanda da bissürü kusur bulunacaktır tabi ki de. Her şeye not verildiği günümüzde kimi mecralarda edebiyat eserlerine de not verilmekte ya da yıldızlanmakta. Örneğin bu romana beş yıldız üzerinden dört yıldız vermek bana, tamam sevgili Hugo iyisin ama ben daha iyiyim gibi gelmekte. Benim bu söylediklerimin tartışma konusu olduğunu biliyorum, çünkü okurun beğenmeme hakkı vardır…

Yani bu romanı yukarıda zikrettiğimiz gibi bir edebiyat eseri dışında başka bir amaçla da okuyabiliriz. Hermesçilikle ile ilginiz varsa bu ilginize de cevap veriyor kitap. Ama hiç önemli değil, romanı sadece kızın kambura su verdiği o ölümsüz an için bile okuyabilirsiniz.

Hugo’nun romanı romantik edebiyatın o yoğun duygulanımı, tesadüfler, yüce amaçlar için mücadele etme gibi unsurları taşıyorsa da bazı natüralist unsurlar da bulunmakta. Örneğin Rahip Frollo’nun tüm sorumluluğuna karşın duygularını gem vuramaması buna örnek verilebilir. Ama bunda Hugo’nun bazı tabuları yıkma isteği de rol oynamakta. Hugo’nun ne kadar devrimci olduğunu onun yaşamöyküsünü okurken de şahit oluyoruz. Ayrıca da dönemin yani 1830’ların Fransa coğrafyasının koşullarını düşündüğümüzde de içinde bulunulan hassas durumu abartmasının doğal olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi burada kitabın konusuna girmeye gerek var mı bilmiyorum ama son elli yüz sayfasının büyük bir heyecanla okunacağına kefil olurum.

Sefiller ve Notre Dame’ın Kamburu özelinde Hugo’nun erkek karakterleri bana daha dikkat çekici geldi. Romantik karakterler daha ziyade. Her ne kadar romanlarda kadınların yeri çok fazla olsa da Hugo’nun romantizm erkeklere bağışlanıyor ama hepsine değil. Kızı tutulmuş olan üç kişi rahip, şair ve kambur hedeflerine ulaşmıyor gibi görünse de hedefe daha yakın olan yüzbaşıdan daha yoğun yaşıyorlar bu duygulanımı…