Yenilmeyenler

Gölge Konuşuyor:

Spinoza, “insan köle olduğunu bildiği ölçüde özgürdür,” demişti. Spinoza’nın bu sözü günümüz için daha anlamlıdır. Çünkü o kadar çok özgürlük yanılsaması içinde yaşıyoruz ki… Kölelik dönemindeki köle en azından köle olduğunun farkındadır. Modern insan para verip bir şeyler almayı özgürlük sayıyor. Şu anki efendilerimiz burunundan kıl aldırmazken. Kölelik dönemlerinde, özellikle feodalizmin son dönemlerinde kölelerine yemek bulamayıp da intiharı seçen efendilerin hikayeleri de günümüze ulaşmıştır.yenilmeyenler-william-faulkner

Köle-efendi diyalektiği konusunda Faulkner, Hegel’den ayrılıyor. Ürettiği şeyden dolayı efendiye başkaldıran köleden ziyade, ortak bir amaç için savaşan köle-efendi birlikteliği söz konusu Faulkner’da. Faulkner’ı bilmeyen için bu kitap özelinde, sanki Faulkner’ın köleliği desteklediği izlenimine kapılabilir. Bunun böyle olmadığını Faulkner’ın başka kitaplarını, mesela Kurtar Halkımı Musa’yı okuyanlar bilir.

Roman, Amerikan tarihinin önemli dönemeçlerinden olan Kuzey-Güney savaşı sırasında, 1863-64 yıllarında cereyan ediyor.  Sözüm ona köleliği destekleyen Güneyliler ile, köleliğe karşı çıkan Kuzeylilerin savaşında Kuzeyliler galip çıkıyor. Ne var ki, bu savaş esnasında Güney’in zencileri değil efendilerine karşı çıkmak, çoğu efendilerinin yanında yer alıyor. Sanırım şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Faulkner’ın eserleri aynı zamanda Amerikan tarihyazımına söylenmiş sözlerdir. Kuzeyli kapitalistlerin işçi ihtiyacını karşılamak ve köleliğin yerine daha karlı olan, aynı zamanda da kapitalizmle uyumlu olan ücretli emeği sokmak.

Bu romanda da Faulkner’in kahramanları değişmiyor. Mc Caslinler ve Compsonlar yine var. Faulkner’ın başka bir romanına ad olan Sartorisler var. Hikayeyi bize Albay Sartoris’in oğlu Bayard anlatıyor. Bayard’ın arkadaşı Ringo, yine Bayard’ın dördüncü kuşaktan kuzeni, sonradan babasının eşi olacak olan Drusilla ve romanın belki de en önemli karakteri sayılabilecek, bizdeki bilge kocakarıları andıran büyükanne Rosa Millard var. Rosa savaştan sonra ırmağın öte yakasına yapılan yolculukta da lider vazifesini üstüne alıyor. Tüm Güneyliler zenci ya da beyaz savaştan sonra zor duruma düşmüşler, geçim derdi ile yollara düşmüşler.

Bir de romandan ayrı duran romanın son bir bölümü var. Bayard’ın gençliğine denk düşen, Drusilla’nın baba Sartoris’in eşi olduğu zamanlar. Ses ve Öfke’de de görmüştük, aile gerçekten kapalı bir kurum. Toplumun temeli olmaktan ziyade, toplumun temeline dinamit koyan bir kurum. Ne var ki Drusilla gibiler de, ailenin çözülmesine zemin hazırlıyor. Bu sefer ki ensest sayılmaz ama, yine de yıkıcı, yakıcı…