Sayıklamalar – Bir Arthur Rimbaud Yorumu

Gölge Konuşuyor:

Jeremy Reed, Arthur Rimbaud’nun bir dahi olduğu konusunda bizi fazlasıyla ikna ediyor. On beş yaşında eser vermeye başlayan bir aklı, erken gelişmiş, çağının önünde bir dahi olarak görüyor. Bu yaşamı, bu biyografiyi okurken deha ile kendi arasındaki farkı görüyor insan. Yirmi bir yaşında biten bir sanat yaşam, ama zoraki bitiyor. Yaşamı da uzun olmuyor zaten. İntihar sayılmamış olsa da yirmili yaşların başından itibaren çarçur edilmiş bir yaşam.

Ruhunda şairlik var denilir bazı insanlar için, hatta çoğunluk için. Doğrudur da… Ne vsayiklamalar-001ar ki, Rimbaud’unki başka. Çok da şair olma hevesi içinde olduğunu söyleyemeyiz. Ama, işte, imgeler… Onu rahat bırakmıyorlar. Kovmak isterse bile kovamıyor. Hadi kovdu… Geri geliyorlar. “Kendisinin herkesten farklı olduğunu biliyordu. İçinde tam olarak anlayamadığı bir şey büyüyordu.” diyor Reed onun için. Gerçekten yaşamı çok farklı. Sıradışı bir aile yaşamı olmuş. Ebeveynleriyle kuramadığı yakınlığı öğretmeniyle kuruyor…

Reed, Lautremont için söylediği birçok şeyi Rimbaud için de söylüyor. Erken gelişmeyi  Lautremont için de söylemişti. İkisinin de toplumun normatif değerlerine sahip olmadığını aşikar. Bir değere sahip oldukları bile söylenemez. Toplumdışı olmaları kadar tabi bir şey yok. İçlerinin şiddet dolu olması bu sebepten dolayıdır. Birçok sıfat kullanılabilir onlar için, şeytan, ahlaksız, hatta sapık… Onların ki tamamen bilinçdışından dökülen, rüyalar, hayaller, sanrılardır. Rimbaud’unki şiir değil esasında, sanrılı sayıklamalardır, Reed’in tabiriyle. Peki Rimbaud kendisini nasıl görüyor? Şairin tüm insanlığa, hatta tüm mahlukata karşı sorumluluğu olduğunu düşünür. Kelimelere ile evrene hayat verir şair.

Düşünsenize adam şiir yazmayı otuz bir çekmeye benzetiyor. Şiir imgeseldir ve otuzbir çekerken de bir kadının imgesi ile sevişirsiniz. Bu anlamda sevişmenin şiirselikle bağdaşmadığını söyleyebilir miyiz? “Rimbaud yolculuğu sırasında gözleriyle bir şeyler topluyordu. Görmek salt sürekli olarak geri almak değil, denetlenemeyen bir hırsızlık tarzıdır. Hem şeyleri hem insanları yağmalayabilirsiniz. İnsan gözüne ilişen her şeyi kendisine mal edebilir, cinsel bir düzlemde otuzbir çekmek istemsiz bir imgeyle sevişmenin yoludur. Şiir işlevi bakımından bu ikincisine yakındır.”

Lautremont gibi o da kozmik kehanetlerde bulunur. Kendisi de evrenin bir parçasıdır, diğer nesnelerle arasında ayrım gözetmez. “Ben bir başkasıdır” der. Rimbaud’un şiirinde tüm yerleşik değerlere karşı bir tavır vardır. Geleceğe yöneliktir şiiri, gelecekle ilgili kehanetlerde bulunur. Mesiyanik (mesihsi) bir dünya görüşüne sahiptir. Geleceğin dünyasında uyum ve armoni olacaktır onun gözünde. “Şiir artık eyleme ahenk tutmayacak, önde olacaktır.”

Paul Verlaine ile olan ilişkisi de çok yazıldı, çok konuşuldu. İşin magazinleşmeye en müsait boyutu. Bir alkolik olan ve eşiyle sorunlar yaşayan Verlaine ile bir keş olan ve hayatında kimse olmayan Rimbaud’un ilişkisi pek de iyi bitmediği biliniyor. Rimbaud da Verlaine de aslında birden fazla cinsel tercihi ve deneyimi olan kimseler, belki de eşcinselliklerini birbirleri sayesinde öğrenirler. Onları yakınlaştıran şeyden (muhtemelen şiirdir) pek bahsedilmiyor, fakat Rimbaud’un yaralanmasına, Verlaine’in hapse girmesine neden olan koşullar işleniyor. Rimbaud Verlaine’i evliliği nedeniyle alaya alıyor ve bundan garip bir zevk alıyordu. ancak Verlaine’in bam teline basıyordu her seferinde. Kötü biten bu ilişkiden sonra tarafların prestijleri de zedelenmiştir. Zaten normalde bir kışkırtıcı olan Rimbaud’nun sonu yavaş yavaş yaklaşıyordur…