Tüfek Mikrop Çelik

Gölge Konuşuyor:

Ne tarih ne de sosyoloji toplumların dünya sahnesinde bulundukları yer için kafası çalışmıyor, zekidir, tembeldir, çalışkandır gibi ifadeler kullanmaz. Bu tür ifadeleri kullanmak bilimsel gerçekliğe ve bilimsel ahlaka aykırıdır.  Ama gündelik yaşamda bilgiyle değil duyguyla ve inançla konuşan insanların başvurduğu dildir bu. Eğer bu dil saplantı haline gelmişse hiç anlatamazsınız. Bazen okuduğum şeyleri referans alarak bazı sohbetlere katılmak isteğim işte böyle duyguyla hareket eden saplantılı insanlar tarafından geri püskürtülür.  Eğer toplumların bazıları ilerlemiş diğerleri geride kalmışsa bunun daha ziyade çevresel nedenleri olabilir. 

Tüfek Mikrop Çelik’in belki tüm saptamalarına katılamayacağım ama eserin bilimsel yöntemle yazıldığı gerçeği de ortada. Çok kapsamlı ve çok ayrıntılı bir inceleme. Ayrıca da evrimin ne kadar gerçek olduğu gözler önüne seren bir çalışma bence. Sapiens ortaya çıktıktan sonra bile evrimin kanıtlarını gösteriyor kitap. Net, tartışmaya açık olmayan kanıtlar. Örneğin kuzeye gidildikçe insanların derisinin renginin beyazlaşması bu bakımdan evrimin bir kanıtı olmayabilir.

Ama kitabın esas aldığı şey evrim değil tabi ki, kitaptaki can alıcı soru neden Avrupalılar Amerika’yı keşfetmiş de, buna karşılık neden Amerikan yerlileri Avrupa’yı keşfedememiştir. Aslında nazik bir konu bu. Ben Jared Diamond’ın sömürgeciliği, soykırımı haklı göstermeye çalıştığını düşünmüyorum ama nihai olarak böyle bir sonuç da ortaya çıkabilir. Eğer gerçekten savunmasız olanı yok etme, malına mülküne, namusuna sahip olma hakkınız olduğuna inanıyorsanız o zaman tüm katiller, hırsızlar ve tecavüzcüler haklıdır. 168 kişi ile koskoca İnka Uygarlığını teslim alan ve katliama uğratan Francisco Pizzaro’nun haklı olduğunu kimse söyleyemez, Diamond da söylemiyor. Ama Diamond’un ne yapalım gücü eline geçirmiş ve sonuçları böyle olmuş şeklindeki kaderci düşüncesi bence desteklenecek bir şey değil. Yani Avustralya ve Amerika yerlilerinin elinde güç olsaydı onlar da aynı şekilde davranırdı, hep böyle olmuş şeklindeki metafizik düşüncesi bence tartışılır bir şeydir. İçerden buna cevap veriyor sanki Diamond. Kabileler ve obalar arasındaki şiddetli çatışmaları da buna örnek gösteriyor. Ama insan doğasında şiddetin olmadığına dair şeyler de okumuştum daha önce. Ayrıca kitapta evcilleştirmenin ve buna bağlı olarak uygarlığın iki merkezi olan Bereketli Hilal ( Doğu Akdeniz yani bugünkü Suriye’nin batısı, Anttakya, Güneydoğu Anadolu ile Yukarı Mezeopotamya’yı içine alan bölge) ve Çin’den neden sömürgeleştirilen yerlere akınlar düzenlenmedi de, onuncu yüzyıla kadar uygarlığın hanesine bir çivi bile çakmamış Avrupalının sömürgeleştirmesini iyi anlatmadığını düşünüyorum. Gerçekten havada kalıyor bu bölümler. Üç kötü gemisiyle Coulomb, Amerika’yı fethetti de, aynı dönem 28 000 gemilik donanması olan Çinliler neden böyle girişimlerde bulunamıyordu. İşte o zaman Çin’de iç çatışmalar varmış o yüzden böyle şeylerle uğraşmıyorlarmış. Bereketli Hilal için ise başka bir senaryo üretiyor Diamond. Bereketli Hilal’deki toprakların birçoğu şimdi çölleştiği için onlar da açılmamışlar. Bu sorunun cevabı değil bence ama yoruma açıyorum yine de.

Sonuç kısımlarını saymazsak epey bir bilgilendirici çalışma esasında. Evcilleştirme ile ilgili o kadar şey öğrendim ki mesela. Örneğin çok geç bir dönemde, ortaçağda evcilleştirilen çileği ardıçkuşuna borçlu olduğumuzu bilmiyordum. Ardıçkuşunun bağırsaklarında mutasyona uğrayan çilek bu şekilde soframıza kadar gelmiş. Evcilleştirelecek bitki ve hayvan çeşitliliğinin fazla olması, iklimin ve bitki örtüsünün özgün endemik olması yukarıda bahsettiğimiz iki coğrafyayı diğerlerine göre şanslı kılıyor. Bu konuda Diamond’a katılmamak mümkün değil. Şansın ve rastlantıların da toplumların hayatında önemli olduğunu göstermiş bu sayede.

Eğer başarılı sayılırsa Batı’nın en büyük başarısı mikrobu ithal etmesidir. Bunu ayrıntılı bir şekilde açıklamış. Diamond. Daha önce ben Oliver Sacks’tan da böyle şeyle duymuştur. Varlığın köküne dinamit sokmakla, mikropları yerleştirmek aynı şeydir bu bakımdan.

Diller ve dil aileleri sayesinde de toplumların akrabalık derecesi ve göçleri bilgi sahibi yapıyor bizi kitap. Örneğin Kore ile Japonya arasındaki sidik yarışını çok güzel anlatmış Diamond. Dil varlıkları birbirinin aynısı olan fakat tarihsel bir düşmanlığa sahip bu iki toplumun yalanlarla dolu tarihyazımını deşifre ediyor kitap. Koreliler sorarsanız Japonlar Korelidir, ama Japonlara göre de Japonlar Japon’dur fakat Koreliler açılmış Japonlardır.