Şikeste

Gölge Konuşuyor:

Yeşil Cip: Birkaç enstantane. Karakterler uzun uzun betimlenmiyor. Onları ele veren, küçük bir hareket, bir işmar ya da bir söz oluyor. Olağanüstü şeyler anlatmıyor Türker Ayyıldız. Ama başka öykücülerin neden kaçırdım diye hayıflanacağı ayrıntılar var.tara0011

Boşa Giden Her Şey: Abarttığımı düşünen vardır mutlaka. Fotoğrafa en ince ayrıntıyı göstermek büyük bir marifet bence. Bir edebiyat metni bu sayede hem sıradan hem de büyülü olabilir. Alabildiğine gerçekçi olduğu için, hiç boşluk bırakılmadığı için seviyorum bu öyküleri.

Kırlangıç Meselesi: Birbirine memleketini soran insanlar… Gün yok ki bize memleketimizi soran biri çıkmasın. Aynı yerde doğmuş olmak yakınlık kurmak için yetiyor yurdum insanına… Ne var ki, bu bana yetmiyor. Öyküdeki üvey babasını kaybetmiş arkadaşa da yetmemiş. Üvey. bu üvey metaforunu sevdim. Üvey ana, üvey baba, üvey arkadaş, üvey hemşehri… Yaşantımız değil, düşlerimiz ilginç. Bazen, karşımızdaki ya da yan masadaki yabancının hikayesini öğrenmek istiyor insan bir düşsever olarak. Sözlerinden, et beninden, saçlarının dağınıklığından, tırnakların kirinden  kurmaya çalışıyoruz onun hikayesini. Çift kişiliyiz kısaca: gerçek ben ve düşlerdeki ben. Mazhar ve Osman…

Ha Camgöz Ha Köpekbalığı: Çaresizlikten kıvranan birine yardım edememek. Hep o an’ı düşünmek. Vicdanını rahatlatmamış olmak. Korkunu yenememiş olmak. Peki tam tersi olsaydı, mağdura yardım edebilseydim. İşte o zaman bir hikayem olurdu. Macera o zaman başlardı. Bu öyküde olmayanları anlattım, tersinden anlattım…

İğne İzi: Melodramlardaki yanlış anlaşılma hikayeleri batar bana. Gerçek dışı görünür hep. Yanlış anlaşılma durumu birilerinin entrikası sonucu olmuştur. İğne İzi bir yanlış anlaşılma hikayesi. Son derece gerçekçi. Son derce inandırıcı. Ve zekice… Başlangıçtaki neden çocuğunuz olmuyor, meselesine gelirsek. Herkese sorulan böyle bir soru vardır. Soran belki ilk defa soruyordur, ama sorulan bunu defalarca duymuştur. Öyle düşüncesiz ki insanlar bazen, kronik bir hastalığınızda, halen doktora gitti mi, diye soranlar var…

Salak Ahmet Tesisleri: Hihihi !… Çok komik… Salak Ahmet’in yediği tongayı kim yemezdi ki? Dindar birinin yememesi çok zor. İnançsız biri böyle bir şeye inanması daha ilginç olurdu. İnancını sorgulamış olurduk zuladan…

Kundak: Boşluk bırakmadan her şeyi anlatmak… Kıpırdayan ya da hareketsiz her nesneyi bir edebiyat metnine sığdırmak zor. Ne var ki, yeterince ayrıntı görmedik mi resim bize inandırıcı gözükmez. Kundak‘ın trendeki ilk bölümü bana bunu düşündürttü… Bu girizgah birilerine gereksiz görünebilir… İkinci kısım da bir tren hikayesi. Bir tren kazasının buluşturduğu insanlar. Cenazeye giderken bazen sadece bir ritüeli gerçekleştiriyoruz. Uzak birinin öyküsü bizi daha fazla etkileyebilir. Tekrar aynı noktaya geliyoruz. Düşlerimiz, gerçeklikten daha fazla etkileyebilir bizi. Hele öykü yazmayı ya da okumayı seviyorsanız…

Burgaz’da Pazar: Aklıma yine Dostoyevski geldi Beni bir baltalı katille suç ortağı yapan Dostoyevski.

Sağ Sol: Hepimizin birer eğitim zayiatı olduğunu düşünüyorum bazen. Sağını solunu hiç şaşırmayan var mı aramızzda? Bu sebepten zılgıt yemeyen, var mı? Böyle bir durumda küsüp öğrenememiş olmak. Ebeveynler, eğitimciler duyuyor musunuz beni?

Eski Bir Yara: Et Benliler’in, Kirli tırnaklılar’ın, Saçı Dağınıklar’ın, buluşma mekanı Türker Ayyıldız’ın öyküleri. Ne var ki, bu sefer işimiz hiç kolay değil. Hikayeyi mezar taşlarındaki yazılardan çözmeye çalışıyoruz. Yalnız yaşam düşlediğimizden daha acımasız. Ulaş’ın trajedisi için söz konusu yazılar yetmeyecektir.

Zifir: Diğer öykülerin bir ortalaması: Standarttan sapma yok.

Şikeste: Kentte yaşayan adama mutlu olman için ayağın toprağa değmeli diyorlar. Palavra. Bir süreliğine kendini iyi hissedebilir insan, bu doğru. ne var ki,  biz yabancılaşmış kentlilerin bu romantik arzusu bir kaç gün sürüyor sadece.

Son Öykü: Şikeste‘den sonra ne kadar yabancılaştığımız bu öyküde pekiştiriliyor. İnternet çağında oradan oraya savrulmak. Hırsızlık ve sırsızlık. Köy. Kalamazdık orada. Bir merkezkaç kuvvetinin etkisindeydik sanki. Son Öykü özetle bir köy kahvesi hikayesi…