İçimde Oğuz Atay ile Orhan Gencebay İkizi Yaşıyor

Gölge Konuşuyor:

Başlığında “editöre mektuplar” yazan bir eserden bir edebiyat şaheseri beklenmemesi gerektiğini tüm iyi okurlar bilir. Editörün mektupları olsa hadi neyse. Bu bakımdan aceleyle sıfırı basmak çok anlamlı değil. Başlıkta bana çekici gelen ise başlıktaki “editöre postalar” kısmıydı.

Editör yemeği yapan değil, gurmedir, karar vericidir. Hem önemli bir yayınevinin hem de söz konusu olan editörün bizlere karşı sorumluluğu vardır ve onu bilerek davranır.

Bana bir çok defa, o kadar okudun, artık yaz, diyenler oldu. Bu daha çok faydacı bir zihniyettir. Okumanın bir statü kazandıracağını düşünür. Yazarı hikaye yazmayı seven, buna ihtiyaç duyan biri olarak değil, kariyerli bir meslek icra eden bir kişi olarak görür. Onlara haddimi bildiğimi göstermeye çalışırım. Sevdiğim için okuduğumu, bu uğraştan, bu alışkanlıktan zevk aldığımı söylerim. Yazma yeteneğim olsaydı güzel olurdu. pek yazamadığımı, yazdıklarımın da yayımlanacak seviyede olmadığını anlatırım. İyi bir yazar olmanın yollarından biri de iyi bir okur olmaktan geçiyor ama bu tek başına yeterli değil. Yazma yeteneği de bana göre müzik ya da resim yapma yeteneğine benzer.

Ama benim gibi insanlar meşgul etmez mutfağı, erbabına bırakır işi. Hatta iyi bir okur iseniz size iyi servis yapan editör de seçebilirsiniz. Çünkü onun nitelikliyi niteliksizden ayırma konusunda meziyet sahibi olduğunu biliyorsunuz. Onun alana sızmaya çalışan -birçoğu iyi niyetli olsa dahi- spamı engellemeye çalıştığını bilirsiniz.

Açıkçası birkaç tanesi mektup diğerleri e-posta olan anlatılar bana sıkıcı gelmedi, tam tersine eğlendirici metinlerdi. Nedense e-posta imkanı olmadığı için mektup yazanlar daha samimi geldi. Özellikle kısa bir not gönderen işçi en çok haddini bilendi. Bunun yanında postaların birçoğunda kendini beğenmişlik küstahlık hat safhadaydı. Eseri yayınlanmadan para isteyenler, tehdit savuranlar bile vardı. Çok değil ama bir kaç tanesinde de nitelik göze çarpıyordu.