Yukarıda Ses Yok

Gölge Konuşuyor:

Çok sevdim kitabı. Son dönem okuduklarım arasında beni en çok etkileyen roman oldu. Kısa bir araştırmadan sonra bu benim kitabım demiştim. Yanılmamışım, bilmişim. Kitaplarımı kendim seçtiğim için zaten çok az hayal kırıklığı yaşarım. Antenlerim iyi çalışır, nerede zevkime uygun bir kitap varsa arar bulurum. Tavsiye işlerinde, daha ziyade popülerleşmiş kitaplarda hayal kırıklığı yaşarım bazen, o kadar.yukarıda

Yukarıda Ses Yok’un kahramanı Helmer de benim kahramanım, sevdiğim kahraman tipi. O bir süper kahraman değil, bir süpermen asla değil, ama bir anti-kahraman da sayılmaz. Kahramanlık hiyerarşisinde;  Melville’nin Bartleby’sinin, Gogol’ün Palto’sundaki Memur’un (adı neydi yahu?) üstünde yer edinebilir. Bazı naif kahramanların dengi olabilir; mesela Kirpinin Zarafeti’ndeki kapıcı kadın gibi. Bu arada şunu da söyleyeyim: Benim kahramanlarım asla ‘tutunamayan’, ‘aylakadam’, ‘büyükçaresiz’ falan değiller. Onlar koşullar ne olursa olsun tutunmaya çalışır, koşulları değiştirmeye, iyileştirmeye çalışırlar.

Bu yalın ve dokunaklı öyküde Helmer ikizi Henk’i, otuz yıl önce, henüz 19 yaşında iken trafik kazasında  yitirmiştir. İkizlerin birbirine ne kadar düşkün olduğunu bilen biri olarak Helmer’in ‘yarısını’ kaybaderken hangi hisler içinde olabileceğini tahmin edebilirim. Gerçekten roman da bunu çok iyi yansıtmış. Otuz yıl boyunca Henk’in anısı Helmer’e eşlik etmiştir. Bu süreç zarfında  anne de kaybedilince, Helmer babası ile kalır çiftlik evlerinde, leşkargasını saymazsak… Yaşlı baba da son zamanlarda yatalak bir halde evin üst katında yaşamaktadır.  Babanın gözünde ise iyi olan ikizin ölü ikiz Henk olması, Helmer ile babanın ilişkisini Helmer açısından sorunlu hale getirmiştir. Helmer çiftlik evlerinde inek ve koyunların bakımını üstlenmiştir. Yanaşmaları ayrılınca da inekleri sağma işi Helmer’e kalmıştır.

Hikayenin, Henk’in eski kız arkadaşı Riet’in Helmer’e gönderdiği mektupla seyri değişir.  Riet evlenmiş çocukları olmuştur. Kocası öldükten sonra da  Helmer ile iletişime geçmiştir. Çocuklarından birinin adı da Henk’tir. Henk( Riet’in oğlu) ile Helmer’in dostluğu bundan sonra hikayeye damga vurur. Riet ise Helmer’e mektup yazmaya devam eder. Bu mektuplar sayesinde de eski defterler tekrar açılır. Ama leşkargası ve baba (romanda peder) da romanın önemli figürleri olmaya devam ederler. Bir de Helmer’in gözdesi Ada ve Ada’nın iki sevimli çocuğu var..

Kitabın Sayfalarından:

“Annen öldükten sonra,” diyor peder, “bir tek sen kalmıştın geriye.” Yan yatıyor, sürekli sırtüstü yatmamasını söylediğim için. Üzerinde şiir yazılı kağıt, bir yarısı komodinin altında, yatağın dibinde duruyor; yazısız tarafı üstte, “Şimdiyse kimse kalmadı. Celeple bir kez olsun konuşmak isterdim, ağzından bir çift laf çıkmayacak bile olsa.

“Yeni Zelanda’dadır şimdi o,” diyorum, pederden çok kendime söyler gibi.

“Nafile debeleniş, şu hayat. Dürbünle sana baktığı, sen de ona baktığın için haftalardır gelmedi Ada. Ya Teun niye uğramıyor? Sevimli çocuktur Teun. Sen n’apıyorsun Helmer?

“Ben mi?”

“Evet, sen.”

Pencereden dışarı bakıyorum. “Dişbudak tomurcuklanıyor,” diyorum.

“Kaç kuzun oldu?” Ne halde olursa olsun, hesap kitap peşinde hala.

“On dört.”

“Kaç taneden?”

“On.”

Göğüs geçiriyor. “Henk’le ikinizi kimse ayıramazdı birbirinizden, ne berber, ne öğretmenininz, ne dedenle nineleriniz. Benim bile bazen şöyle dikkatlice bakmam  gerekirdi. Yalnızla annenle Jaap(yanaşma) karıştırmazdı hanginizin hanginiz olduğunu. Jaap senin Helmer, Henk’in Henk olduğunu bilirdi. Nasıl bilirdi bilmem. Başkalarının da benim de göremediğimiz neyi görürdü onun gözü? Hiç güvenmezdim ona.”  Yatağın kenarında yatmakta. Tırnakları uzun zamandır kesilmedi, pençe gibi bir el sarkıyor yatağın kenarından. Parmaklarını oynatıyor, şiire doğru uzanırmışçasına. Böylesine bitik birinden bunca sözün halaçıkabiliyor olması şaşırtıyor beni. Yatak takozlarının üzerinde durduğundan, o meraklı parmak uçlarının yere ulaşması mümkün değil. Sonra sırtüstü dönüyor, kolu gövdesinin devinimini izleyip kuru bir dal gibi yanı başına, battaniyeye düşüyor. Hafiften nefes nefese kalıyor. “Yanaşmanın evinde neler olup bitti bilmiyorum, ama çekip gitmiş olması sevindirdi beni,” diyor, neredeyse hiç anlaşılmaz bir şekilde.

“Ne?”

“Öpüşmez,” deyip iç çekiyor. “Erkekler öpüşmez.”

Ayaklı duvar saatinin tiktakları şu ana değin dikkatimi çekmemişti. Düzensiz, aheste tıklıyor. Çok uzun zaman önce çekmiştim ağırlıklarını. “O…” Sonra getirmiyorum gerisini, pederi de bırakıyorum kendi haline. Kalkıp saatin cam kapağını açıyorum. Ağırlıklarını yukarı çekmemin ardından gene eskisi gibi çıkmaya başlıyor tiktaklar.

“Hiçbir zaman ağzını açmadın,” diyor peder. “Bir kez olsun istemediğini söylemedin.”

“Çok fazla seçeneğin yoktu.” Pencereye geri dönüyorum, feneri tekrar bulana dek set boyunca ilerliyor bakışlarım.

“Yoktu.”

Boğazımı temizliyorum. “Benim de fazla seçeneğim yoktu.”

Yanıt vermiyor bu sözlerime. Hala hafif tıknefes.

“Şimdi Henk burada.” Settten bir otomobil geçiyor, ağır ağır. Pencerelerinde gün ışığı, güneş otomobilinin içinde parlıyor sanki. Güneş tanrısının arabası. “Pek de iyi bir fikir değildi galiba” diyorum cevap olarak.

“Değildi galiba,” diyor peder.

Güneş tanrısının arabası bir dönemeçten geçip tekrar otomobile dönüşüyor. Arkama dönüyorum.

Gözkapakları kapanıyor pederin, ama gözyuvarları oynuyor hala. “Artık,” diyor. Uzun bir sessizlik oluyor sonra. “Artık bedenim bile yok neredeyse.”

Biliyordum. Şiiri okumuş olduğunu biliyordum.(sf. 195-196)

Tanıtım Bülteni:

Hollandalı yazar Gerbrand Bakker’ın ilk romanı olan Yukarıda Ses Yok, aile çiftliğinde yatalak babasıyla birlikte yaşayan elli beş yaşındaki Helmer’ın hayatından bir kesit sunuyor bize. İlk bakışta son derece sakin ve olaysız görünen bu hayat aslında trajik bir geçmiş üzerine inşa edilmiştir, zira Helmer’ın ikiz kardeşi on dokuz yaşındayken bir araba kazasında ölmüş ve Helmer yoluna “yarım” bir adam olarak devam etmek zorunda kalmıştır. İşin içine, ölen ikizi her daim üstün tutan bir baba ve üstlenilmesi gereken çiftlik işleri de girince, Helmer’ın hayatı hiç istemediği bir istikamette ilerlemiştir.
Derken bir gün, ölen kardeşinin sevgilisinden gelen bir mektup Helmer’ın durgun hayatında beklenmedik bir çalkantı yaratır ve zaten hiçbir zaman tam kapanmamış olan eski defterler tekrar açılır.

Bakker’ın ustalıklı bir dille kaleme aldığı Yukarıda Ses Yok, geçmişe takılıp kalmış kırgın bir adamın bocalamalarla dolu iç dünyası üzerinden varoluşun temel meselelerini sorgulayan, gücünü yalınlığından alan etkileyici bir roman.