Halat Gösterisi

Gölge Konuşuyor:

Bakkal Halil ya da komünist bakkal. Saf, fukara, gariban. Bakkal dükkanı ile geçimini sağlıyor. Bir türlü üstüne kat çıkamadığı bir apartmanı var. Üç çocuk büyütüyor. Büyük kızı gelinlilik çağında, yakında evlendirecekler. Binanın üstüne kat çıkmak gibi durumlar alt sınıf pragmatizmine uyuyor. Lotoda kazanamazsa komünist olacağını söylüyor. İyi de Bakkal Halil komünizmin ne olduğunu bilmiyor; biliyor da, az biliyor. Kapitalist olamıyorsam komünist olayım bari diye düşünüyor… Hikaye bakkalın dilinden, zihninden yansıyor. Halil, ortalama bir memleket bakkalı nasılsa öyle. Hikayelendirmekte çokbaşarılı Toprak Işık, ama aynı başarıyı bakkalımız hayatında göstermiyor. Kendini aile reisi sanıyor ama sanki hiyerarşinin en alt basamağında. Özellikle karısı: Halil gel, Halil git, Halil otur, Halil kalk…halat 001

Katır Ali. Bunların hepsi bizim çocuklar. Bizim gibi konuşuyorlar, bizim gibi davranıyorlar. Aynı biz. İnce bir mizah. Zayıflıklarımızı gizlerkenki ruh halimiz. Küfürlü, argo konuşmalarımız. Bizim ünlemleriz. Gündelik yaşamın estetiği. Haydi koçum haydi!

Üniversitede Aşk. İyi bir hiciv, ironi, mizah, ne derseniz deyin o şeyin ustası şu Toprak Işık. Dalgasını iyi geçiyor valla. Yaşı kemale erip halen genç triplerindeki tiplere iyi ders vermiş bu öyküde. Bir de böyle ne fol var, ne yumurta varken çok sevildiğini sanan tipler varya, onlara da iyi veriştirmiş. Erotomania deniliyordu böyle tiplere, kendi kendine gelin güvey olan tipler…

Halat Gösterisi. Yine tebessüm ettiren bir öykü. Biraz da nostaljik. Lise çağımıza götüren bir öykü. 19 Mayıs Törenleri. Komikmişiz be. Neyse ki törenler sırasında Haluk’un düştüğü duruma düşmemişiz…

Kapıcı. Dünyanın yükü onun omuzlarında. İnsanları idare eden insan tipidir. Dünyayı bu tipler yönetir esasında. Ev sahipleriyle ve ailesiyle yaşadıkları mizahi bir dille anlatılıyor. Zor bazen ama; çöpünü oklavayla pencereden sarkan ev sahipleri olunca…

Köy Minibüsü. Yolculuk eden bilir köy minibüsünün ne kadar civcivli olduğunu. Kalkması da meseledir, gitmesi de, varması da… Bu bakımdan memleketimden insan manzaralar deyip keyif almak lazım. Bu arada biraz riskli bir yolculuk da olabilir… Toprak Işık tüm bunları okura canlı bir şekilde yaşatıyor, deneyimlemesini sağlıyor..

Lütfü. Hemen hemen hepimizin iki yüzlülüğü vardır bazı konularda. Özellikle karşı cins ile ilişkilerde bu özelliğimizi gösteriririz. Dolayısıyle insanlar benzer durumları büyütmezler kendileri de aynı şekilde davranacakları için. Ama işin içine yalakalık ve yavşaklık karışınca işler değişir.

Eğlenmek İçin. Bu öykü Toprak Işık’ın okuduğum bir diğer öykü kitabı Sırabaşı’ndan buraya karışmış gibi. Çünkü o kitapta bunun gibi askeri okul macerasını işleyen epey bir öykü vardı. Tipik öğrenci davranışları diyeceğim. Ders ve ödev tali bir konu. Asıl yapılması gereken, eğlenmek; dalga geçmek. Ne var ki, bazen kantarın topuzu kaçıyor…

Pantolon. Bu öyküde diğer öyküler gibi iğneleyici, komik ve eğlendirici. Ama öykünün bendeki çağrışımları pek iyi değil. Öykü bana çocukluğumun nefret edilesi öğretmenlerini hatırlattı. Kimilerinin bugün bile “disiplinli” diye baş tacı ettiği o öğretmenler. Mesela bu arkadaşlar biz öğrencilerin saçlarından ne istiyorlardı. Böyle davranmasalardı belki de saçları kötü kesildiğine düşünen kardeşim bugün hayatta olacaktı. 😦

Çiğköfte. Anlatılanı en gerçekçi şekilde sunmanın yolu inandırıcı diyalog kurmaktır. Okuduğumuzun bir kurmaca olduğunu unutturan diyaloglar… Bu bir yöntemdir sadece… İyi bir şekilde yapılırsa iyidir. Tersine diyaloglar sırıtırsa… Toprak Işık da iyi bir diyalog ustası bence, Orhan Kemal kadar var…