Taş Kadın

Gölge Konuşuyor:

Tarık Ali’nin İslam Dörtlüsü denilen roman dizisinin üçüncü kitabı. Galiba beşleme olmuş ama beşinci kitap türkçede henüz yok. Birinci kitap Nar Ağacının Gölgesi  onbeşinci yüzyılın Endülüs’ünü, ikinci kitap Selahaddin’in Kitabı ise daha eskiye gidiyor, önemli bir tarihsel şahsiyet eşliğinde Ortadoğu’yu anlatıyor.

Anlaşılacağı üzere kitaplar birbirinin devamı değil. Ortak yanları İslam coğrafyasında geçmeleri.tara0009

Üçüncü kitap olan Taş Kadın ise bize daha yakın, daha az bildiğimiz ya da yanlış bildiğimiz bir tarihsel dönemi işliyor. Roman Osmanlı’nın son dönemi sayılan İttihatçı dönemini İskender Paşa ailesi eşliğinde anlatıyor. Bu kitaba düşük not verenlerin çoğu aldıkları resmi tarih ideolojisinden dolayı ezberleri bozulmasın isteyenlerdir. Tamam roman bilgi kaynağı değildir ama insana başka türlü bir bakış açısı kazandırabilir. Özgür yaratımdır roman, bu bakımdan içeriğin tarihsel gerçeklikle uyuşup uyuşmamasının bir önemi yok… Eğer tartışacaksak ben de Tarık Ali gibi düşünüyorum. Çünkü biliyorum ki, ulus inşası  kanlı bir süreçtir. Tarafsız bir şekilde tarihi inceleyenler bunu böyle bilir. Ama şunu söyleyebilirim: Bu diziyi okurken yazarın her seferinde üstüne birşeyler koyarak ilerlediğini söyleyebilirim.

Yalnız kitabı okurken şöyle bir sorun yaşadım. Üç kuşak aileyi işlediği için bir süre sonra kim kimin neyi oluyordu, biraz karıştırdım. Kitabın baskısı yok ama Agora’nın editörü Osman Akınhay’ı aradım: Abi bu sorunu halledin, bir şecere ekleyin yeni baskıya.

Şimdi herkes kendi hikayesini anlatıyor romanda. Ama bize anlatmıyor. Bulundukları yerdeki tanrıça (Afrodit ya da Athena olabilirmiş) ya da Meryem Ana yontusuna anlatıyorlar. Uzaktan görüntüsü bir heykel, yakından bakınca bir kaya parçası, nam- diğer Taş Kadın.

İskender Paşa ailesi eğitimli bir Osmanlı ailesi. Ne var ki, Osmanlı soyundan değil, Hz. Muhammed’in soyundan gelmekteymiş, yani Arap’mış. Kendini yetiştirmiş eğitimli aile. Yalnız aile bireyleri arasında tarih ve yaşanan süreçler ile ilgili görüş birliği yok. Tabi işe bir de aile dostları olan bir Alman Baron karışıyor.

Mesela Osmanlı neden Avrupa’nın gerisine düştü, sık tartışılan konulardan biri. Burada en sağlıklı tespitleri dışarıdan bir bakış açısıyla Baron yapıyor bence. Aile efradı aynı nakaratı tekrarlıyor: Yeniliklere açık olmayan pasif padişahlar; matbaanın getirtilmemesi falan filan. Baron ise bunu dışsal süreçler bağlıyor. Kolomb ile birlikte farklılaşan üretim biçiminin yanı sıra, batı toplumundaki siyasi ve toplumsal gelişmeleri ister istemez Osmanlı’yı geriye itmiştir.

Ailenin uzlaşmadığı konulardan biri de ulus inşa sürecidir. Gerçekten milliyetçilik artık kozmopolit bir yapıya sahip olan ailenin işine gelmemektedir. Bundan dolayı da Rum asıllı ilk eşi olan Dmitri’nin Konya’da katledilmesinden muztarip olan Nilüfer, Türkçülük’ü değil Osmanlıcılık’ı tercih eder.  Nilüfer’in mevcut eşi Selim ise Yahudi asıllıdır. Bunun yanında Baba İskender Paşa tipik bir Batıcı’dır. O da zamanında bir Fransız kadınla evlenmiştir. Ama takdir ettiği filozof Auguste Comte’dur. Yani pozitivizm ve sosyal darvinizmin etkisindedir o günkü birçok Türkçü Osmanlı aydını gibi. Bunun yanında Halil ve Mehmet gibi ailenin bazı fertleri liberalizm ve Paris Komünü özelinde sosyalizmden etkilenmiştir.

Yanlış anlaşılmasın ama roman siyasayı anlatırken bilgi vermek amacında değil. Daha ziyade bireylerin siyasadan etkilenişini işliyor. Yani edebiyat siyasanın aracı değil, siyasa edebiyatın aracı olmakta…