Altenburg’un Ceviz Ağaçları

Gölge Konuşuyor:

Elimdeki romanın bitmemiş bir roman olduğunu, kitabı bitirdikten sonra çevirmenin önsözünü okuyunca öğrendim. Bitmemişten ziyade tekrar yazılmış dersek daha doğru olur. Yazar Malraux kitabının esir kampında ve savaşta yağmalandığını sonradan söylemiş. Ne var ki, bunun bitmemiş, yarım kalmış bir eser olduğu konusunda ikna olduğum söylenemez. Çünkü birbirinden bağımsız gibi görünen bölümlerin sonlarında aslında bir sonrakı bölüme bir hazırlık var. Örneğin bir bölümün sonunda kahramanın durumu da , söz de hiçliğe varmıştır, bir sonraki bölümde de Nietzsche sahne alır.tara0009

Romanın başında toplama kampında bulunan yazar, kötü kamp koşullarının kendisini yazmaya zorladığı konusunda  bizi ikna etmeye çalışır. Yazıya sığındığını söyler. Günümüz için tanıdık bir roman kurgusu aslında… Sözüm ona burada roman daha başlamamış. Roman başladığında da 1940’tan 1916’ya dönüyoruz. Yazarın babasının hikayesine yani…

Baba Berger, yani Franz, 16’da Turan hayali peşinde koşan Enver Paşa’ya danışmanlık yapmış. Macerası sırasında Enver Paşa’nın hep yanındaymış. Bu görev sırasında babasını (büyükbaba Dietrich) kaybeder. Bundan dolayı da Reichbach’a dönüş yapar. Artık hiç görüşmediği kardeşleri (yazarın amcaları) ile karışır. Varlıklı ailenin artık en yaşlıları sayılabilecek üyesi Walter Amca (yazarın büyükamcası) cenazeye gelmemiştir. Burada biz Alsace’lı bu tüccar ve sanayici aileyi yakından tanıyoruz. Babasının ölümü ve Enver Paşa’nın hayalinin boşluğu karşısında Baba Berger sayıklamaya başlar ve metin hiçliğe doğru akar ve doğal olarak da bir sonraki bölümde Nietzsche’ye.

Roman sanki hikayelendirmeden çok bilgilendirme amacında. Altenburg toplantılarında tarih ve felsefe konulu uzun diyaloglara şahit oluyoruz. Ama buradaki diyalogların sokratik tınısı az. Münazaracı öğrenciler gibi davranıyor katılımcılar, özellikle Walter Amca.

Zehirli gaz’ın savaşta kullanımının meşru sayıldığı tartışmalarda ise sanki herkes kendini kandırıyor.  Baba Berger gaz’ın kullanımına cephede şahit olunca işler değişir. Berger’ın gördüğü gerçekten içler acısı bir sahneydi. Bir Alman askeri, bir düşman askerini yani Rus askerini sırtına almış cephenin gerisine taşıyordu. Rus askerinin gazlanmış ve onu ucubeye dönüştürmüş yüzü Berger’ın bilincinde gelecekte de önemli bir iz bırakacaktı, hatırlamak isteyemediği.

Esasında böyle ortalığın kana bulandığı, insanların sürekli işkence gördüğü metinlerden kaçınıyordum. Bunların niteliksiz olduğunu söylemiyorum ama okurken midem kalkıyor işte. Böll’ü bu sebepten severdim işte: Savaşı değil cephe gerisini, acıyı değil acının yansımalarını anlattığı için…