Bilirbilmezler

Gölge Konuşuyor:

Çevirmen Tahsin Yücel roman için Flaubert’in en iyi romanı diyor Madame Bovary ve Duygusal Eğitim gibi kült kitaplar varken. Tahsin Yücel diyorsa doğrudur. Hani gerçekten kitapta bir kusur var mıydı, diye düşündüm ama aklıma bir şey gelmedi. Tüm kusursuzluğuna rağmen romanın bir okuma zevki vermemesi ilginç. Michel Tournier romana, bilgi edinme isteğinin neresi kötü deyip vatandaş Flaubert’i eleştirmiş. Ama sanırım Flaubert’in eleştirdiği bilgi edinme isteği değil o günün yaygın bir zihniyetinin ipliğini pazara çıkarmak.

Romanın orjinal adı iki baş karakterin adlarıyla. Hep eleştirdiğim romana Türkçe ad bulmaktaki alakasızlık ve eğretilik yerine övme kartını kullanıyor. Gerçekten “bilirbilmezler” romana iyi gitmiş. Yani Bouvard ve Pecuchet ismi yerine Bilirbilmezler ismi isabetli olmuş. Ben müsaadenizle ikiliye Bilirbilmezler diyeceğim.

Bir zihniyeti eleştirmiş diyoruz ama Bilirbilmezler hiç de itici gelmedi bana. Şöyle olsaydı: Adamlar durdukları yerde kendilerine bilgili süsü verselerdi amenna, ama sürekli eylem halindeler. Kah birer arkeolog gibi davranıp faaliyetlerde bulunuyorlar, kah bir doktor gibi tedavi yöntemi peşinde koşuyorlar, kah bir devrim önderi gibi kitleleri etkilemeye çalışıyorlar. Ama hiç birinde sonuca ulaşamıyorlar.

Bilirbilmezler’in o zaman eleştirilecek bir tarafı yok mu diye bir soru sorulabilir bu noktada haklı olarak. Eleştirilecek tarafı çok ikilinin bence. Evet ikilinin ön bilgileri kulaktan dolma ve yetersiz, bunun yanında sanki algı sorunları da var. Ama bence en büyük sıkıntıları o daldan dala atlayan hercai gönülleridir. Yoksa adamlar niye gerçeklikleri ile yüzleşmiyor algı ve potansiyellerinin güdüklüğüyle neden yüzleşmiyorlar sorunu sormak bir eğitimci olarak bana doğru gelmiyor.

Özetle Bilirbilmezler romanı sevilir ya da sevilmez, bu önemli değil.  Başlangıçta söylediğimiz gibi roman tekniği olarak da bir sorunu yoktur belki de. Evet bir eleştiri kitabı da sayılabilir. Ama romanda hoşuma gitmeyen bir taraf olduğunu söylemem gerekiyor. Eleştiriler sanki sisteme ya da anlayışa değil kişisel yetersizliklere gidiyor. Söz konusu yetersizliklerin dillendirilmesinden de haz etmediğimi söylüyorum…

Son olarak da birkaç sözüm rağmetli Tahsin Yücel’e olacak. Özellikle son çevirdiği eserlerdeki arı Türkçe takıntısına yani “maddeci” ya da “materyalist” deme yerine neden “özdekçi” deniliyor anlamış değilim…