Yaban Kızlar

Gölge Konuşuyor:

Kısa bir roman, çok kısa 54 sayfa. Ama yayınevi yazarın makalelerini, söyleşilerini, şiirlerini ekleyerek kitabı 96 sayfaya kapatmış. 96 yayın dünyası için kritik bir sayı.yaban kızlar 001

Ama bu ekleri okuduktan sonra kitabı konuşmak daha iyi oldu. Yazarın düşünceleri ışığında  romanını yorumlamak daha kolay oldu, olacak. Gerçi Ursula K. Leguin “kitaplarımın ne anlattığını başkalarından duydum hep” diyor. Leguin burada tevazu mu buyuruyor acaba? Onun kitabın en sonundaki tevazu ile ilgili makalesinden sonra bu sözün tevazu olmadığını söyleyebilirim. Belki de Leguin de Michel Butor gibi yazarın “eksik okur” olduğunu düşünüyor. Şimdi yadırgadım işte yazarların kitaplarını neden konuştuklarını.

Karanlığın Sol Eli’nde Leguin cinsiyetleri ortadan kaldırmıştı. Bu romanda ise tam tersi cinsiyetler çok belirgin, kesin çizgilerle ayrılmış. Erkek  tek kelime ile yağmacı. Romanın tüm erkekleri böyle. Kadın ise kimi zaman boyun eğse de erkeği sınırlayan, daha da ileri gitmesini engelleyen unsur.  Romanın tüm kadınları böyle.

Romanda belirgin sosyal sınıflar da var. Roman yağmacı olan Taçlar’ı işliyor. Köle olan Topraklar var. Bir de üretici orta sınıf diyebileceğimiz Kökler. Ama yağmacılar alt sınıf olan Topraklar’ın kadınlarıyla evleniyorlar. Makalelerden birinde uysal ve edilgin kadının seksi sayıldığı, mütevazi kadının sayılmadığını söylemişti… Taçlar güçlü Taç kadınları ile evlenmiyor. Taç kadınları da üretici, zanaatçı olan Kök erkekleriyle evleniyorlar.

Tüm romanlarında olduğu gibi burada da koşullar hep serttir. Dolayısıyla bu romanda soğuk bir atmosfer yaratır. Yaşamda kalmak için çaba, çok fazla çaba gerekiyor Leguin romanlarında. Kurtları köpeklerin üzerine salar Leguin. Bu da okurun sürekli düşük şiddetli de olsa bir gerilim ile romanı okumasına vesile olur. Belki de Leguin’in çok sevilmesinin nedeni de yarattığı bu atmosfer, kötü bir şeyler olacak hissidir.

Leguin çok önemli bir şey söylüyor makalalerinde, o da kitabın kar getiren bir ürün olmaktan çıkarılmasıdır. Bu nasıl olur açıklamıyor ama, kapitalizmin kitap piyasasındaki sevimsiz görünümünü ortaya koyuyor. Şişirilen ve reklamı yapılan, aslında bir değer taşımayan bazı eserlerin çoksatarlar listesine dahil edilmesini kızıyor. Eserlerin ismini vermekten de çekinmiyor. Harry Potter diyor mesela.