Çember

Gölge Konuşuyor:

Distopyalar belirli ya da belirsiz bir gelecek zamanı işaret etmiş olsalar da eleştiri daha çok içinde bulunulan zamanadır. Kahinliğe soyunan distopya yazıcısı, ne yapalım ki gidişat bu yöndedir, der. Ama distopyacı sanki bir anti-tez ortaya koyuyormuşçasına bir önceki distopyacıyı yalancıyı çıkarmaya çalışır. Bu bakımdan distopyacılar güçlü kalem olmaktan ziyade güçlü silgilerdir. Böyle olmasaydı yaratılan distopyanın ne hairka eser olup olmamasından ziyade doğruluğu tartışılır. Bunun yanında hangi distopyacının kehanetinini daha doğru olduğu üzerine karşılaştırmalar yapılır. Bu bakımdan gelen her distopyacı bir öncekinin tahminini boşa çıkarmaya çalışıyormuş gibi gelir bize. Türün kült örnekleri ile ilgili tartışmalar hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor

Pek yeni sayılabilecek bir distopya sayılabilecek Çember bazı biçimsel eksiklerine rağmen içerikle ilgili belki de en az tartışılabilecek bir roman. Bir kere daha ziyade yaşadığımız zamanı anlatıyor gibi, ya da hemen arifesindeyiz bu felaketin mesajını veriyor. Huxley gibi çok çok uzak bir geçmişi işaret etmiyor roman. İşaret etse de etmese de önemi yok diyenler olabilir ama yukarıda söylediğimiz gibi distopya tartışmaları başka bir zeminde ilerliyor.

Çember tüm farklılığına ve tüm güncelliğine rağmen türün önceki örneklerine benzerlikleri de var. Distopyanın o sloganvari ve manipüle eden, kavramları tersyüz eden tutumu onda da mevcut. “Mahremiyet hırsızlıktır” gibi.

Mahremiyeti ortadan kaldırma çabalarının  bir iyi niyet işareti olduğuna dair tartışmalar yapılıyor. Bu bakımdan sosyal medyanın tanrısal bir gücü olduğu yadsınmıyor. Bir şeyler saklamak,  gizlemenin bencillik olduğuna inanan karakterler var.

Tabi her şey Mae Holland’ın Çember adlı şirkette yakın bir arkadaşı sayesinde iş bulmasıyla başlıyor hikaye. Çember sosyal medya öncülüğünde tüm iletişim, tüm güvenlik ve başka sektörlerle ilgili insanların tüm ihtiyaçlarını giderme iddiasında. İster müşteri olsun, ister çalışan olsun Çember ailesine bir şekilde katılıyorlar. Anlaşılan o ki, bu aile metaforu bir süre daha tedavülde kalmaya devam edecek.

Ama Mae de dahil şirket yöneticileri birbiriyle aynı fikirde değil bu saadet zincirini yönetme konusunda. Çemberin kapanıp kapanmaması konusunda fikir ayrılıkları var. Bu yirminci kongre öncesi Sovyetler’deki tartışmalara benziyor. Şirketin bazı yöneticileri kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışırken bazıları da “bilgi komünizmi” başlığı altında sınırsız ve eşitlikçi bir yapı yaratmaya çalışırlar.

Yine de bu işin sosyal medya üzerinden yapılması ve gizlisinin  saklısının olmaması beraberinde başka sorunlara yol açıyor. Büyük Birader’e ihtiyaç olmadan herkesi izlenebiliyor kılan çipler, bileklikler ve başka teknolojiler. Bu teknolojiler sayesinde; ne bileyim insan retinasına duyarlı kameralar vs. gibi. Ne var ki insan söz konusu olduğunda idealize bir sistemin var olmayacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız yine de. Altı ekranı birden kontrol eden Mae’nin sosyalleşme sorunlarını müşterilerden gelen sanal alemdeki hikayelerle gidermesi bize korkunç gibi gelmekte. Mae şirketin yarattığı sentetik dünyada kendisini huzurlu hissediyor, en korkunç olanı da bu. Ne kadar mutlu olursa olsun işiyle ilgili stresi var Mae’nin. Paylaşımlarının görülmesi, yeterince layk alması ve yorumların fazlalığı onun hanesine artı sayılabilecek ölçütler…

Neyse Mae’nin kendisini kandırdığını anlaması belki zaman alacak ama roman aslında bu haliyle aslında distopyanın belirsiz bir gelecekte olduğunu, zaten internet ve iletişim teknolojileri sayesinde görülmek istenirken aslında kaybolduğumuzu gösteriyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok, distopyanın içindeyiz, onu yaşıyoruz mesajı var…