Vücut Her Zaman Savaşır

Gölge Konuşuyor:

Şairlerin genç ölmesi her zaman peşinde hüzünlü bir hava bırakır. 2012’de 50 yaşında  kaybettiğimiz Sami Baydar birçok ödül almasına rağmen bir popülarite elde edemedi. Şiir sahasında belki hakkettiği değeri buldu ama yeterince okuru oldu mu, sanmıyorum. Belki bunun nedeni son on yıllarda şiirin reytinginin fazlasıyla düşmesiydi. Bir de günümüzde, geldiğimiz noktada şiir anlaşılması daha zor bir türe dönüştü. Ben de 19 şiirden oluşan otuz iki sayfalık ve neredeyse mısraların yarıdan fazlasında tek bir kelime bulunan bu küçük kitabı yorumlamakta zorlanacağım haliyle.

Baydar’ın vücudu ancak elli yıl savaştı, elli yılın sonunda ölüme teslim oldu. Ölüm şiirlerde karanlık ile birlikte en çok zikredilen kelime. Dolayısıyla ölüm ve karanlık şiirlerdeki başlıca temalar. Söz konusu iki temaya rağmen şiirlerin kasvetli, kaotik olduğunu söylemek zor. Ölüm anlaşılamayan ve tüm gerçekleşmemiş hayallerin son bulmasında sınırı çizen tema: “Biliyordum bir kuş gibi / oraya sığmazdım ölmesem” Aşk, kuş ve ölümün kardeşliği birçok şiirde kendini gösteriyor: “Bir aşkın başucuna / bırakmak için / sıcak kuş ölülerini / ayrıldılar ekmeklerden / ölülerden”

Yine yıldızlardan, dünyadan, güneşten, aydan, bulutlardan, yağmurdan, rüzgardan ve ağaçlardan bahsedilirken iki mevsime işaret ediliyor: İlkbahar ve sonbahar. Ejderhaya benzetilmiş olsa bile bu mevsimler yaşamın alegorisi şeklindedirler. Bunun yanında kar ve kış karanlık ile eşleştiriliyor. Mıknatıs adlı şiir bunun örneği. Dünya karanlık. Karanlık dünya.

Çıplak bir erkekti / onun olmayan bir evde / Karanlıkta giyinen bir erkekti / çıplak bir evde” gibi biçimsel yanının güzelliğinin yanında hayal gücünü zorlayan mısraları anlamlandırmak için yoğun çaba sarf ettiğimi söylemek zorunda kalırken, bu güzelliğin aynı zamanda bir gizem barındırdığını da kabul etmem gerekir. “Anlam sonunun insanı / belki sayısız ürken, / Belki artık sunağı kaybolmuş / kurbanıdır dizelerimin / tanrısıyla dolaşan” mısraları da beni aynı nedenle etkileyen mısralar. Anlaşılmaz ama güzel.

Sami Baydar beslendiği kaynakları gizlemediği gibi onlara hediyeler de sunuyor. Emily Dickinson ve Paul Celan gibi şairlerin sadece adları zikredilmiyor, kendilerine küçük hediyeler de sunulmuş. Hatta Baydar, Dickinson şiiri ile arasındaki halef-selef ilişkisini reddetmiyor. Celan’ın şiiri ile de kardeş gibiymiş Baydar’ın şiiri.

Unutulmaya bırakılmış  şairleri tekrardan su yüzüne çıkaran yeni bir yayınevi olan 160. Kilometre’ye de şapkayı çıkartmak lazım. Ben onlarla yeni tanıştım. Şiir gibi reytingi düşük bir tür için ellerini taşın altına koydular. Bundan sonraki süreçte onların sayesinde daha bir zenginleşeceğime inanıyorum…