Duvar Yazısı

Gölge Konuşuyor:

Şiir gerçekten tuhaf bir şey. İmgelerle boğuşmamak için bazen içeriği bile bile görmezlikten geliyorsunuz. Bunun yerine akışa, melodiye, ritme bırakıyorsunuz kendinizi. Anlamamış olsanız da güzel. Anlamışsanız bile anlamamış olabilirsiniz. Bazen diyorum ki bu şairler kasıtlı bir şekilde içeriği gizleyerek sırf göze hitap eden mimarlar mıdır, daha doğrusu kulağa hitap eden lafazanlar mıdır?

Şiir okuduğumuzu söylüyoruz ama şiir okunmaz. Çünkü şiir yazı değildir. Sözdür. Bu bakımdan şiir dinlenir. Bu imkanınız yoksa sesli okuma yapacaksınız. O zaman güzelse belli olur. Bazen o içinizden okuduğunuz zamanki sıkıcılığı alıp götürür.

Paul Auster iyi bir şair midir? Cevabım evet. Çok anlamadım ama beğeniyorum. Anlamadığım için beğeniyorum. Şiire yapılabilecek en büyük kötülük onu anladığınızı söylemektir. Anlamaya çalışmak, işçiliğini yapmak şiirin güzel bir şey olabilir. Gökçenur Ç., yani kitabın şair çevirmeni şimdi ortamı dipnotlara boğabilirimdim, ama yapmadım diyor. Ben de şimdi mısralar, beyitler alırdım buraya, yakın okuma yapıyor görünmeye çalışarak. Ama bu keyfimi kaçırabilir. Buna da kendimi kaptırdığım olmuyor değil. İşte efendim neden bu kadar çok duvar, neden bu kadar çok beden, sürekli sürekli bedenler, bu taşlar ne böyle, taş ve sevginin bu kadar çok bir araya gelmesi ne? Kendimi böylesine bir sembolizme kaptırdığımda şiiri daha güzel okuyorum diye kendimi avutmuyorum.

Beğenmeyen çokmuş Auster’in şiirini. Beni ilgilendirmez. Şiir çevrilmez diyorlar. Doğrudur. Ama çevirmenin şiiri daha da güzelleştirdiği savunulamaz mı? Şiirden şiire, şairden şaire, çevirmenden çevirmene değişir.