Limon Masası

Gölge Konuşuyor:

Yaşlılık teması üzerine şahane öyküler okuduğumu düşünüyorum. Gevezelik etmeden hemen kitabın içine, tek tek öykülere dönelim.tara0010

Kısa Bir Kuaför Hikayesi‘nde, berber koltuğunda hatırlanılan uzun bir ömür. Tamamı değil tabi ki, yaşamın bazı önemli nirengi noktaları… Çocukken anneyle ilk defa berbere geliş… Araya berber girer, tekrar şimdiye geliriz… Gidip geliyoruz geçmişe… İzlenimler, çağrışımlar, geçmiş….

Mats İsraelson’un Hikayesi‘nde Andres ve Barbio arasında yıllarca itiraf edilemeyen duygular, aynı ortamı paylaşmalarına rağmen. Bunun nedeni ikisinin de hayatlarında olan üçüncü kişilere saygı, sadakat olabilir ama tek başına bu değil. Israrcı olmayan, zorlamayan, ne var ki içinde söz konusu duyguları yaşayan Andres için bu çözülmesi gereken bir muamma. Barbio için de başka bir şey bu, Andres gibi değil onunkisi. Bu Barbio’nun kelimeleriyle, “O zaman, bu, sevgiye layık bir adamı sevmemekle ona layık olmayan bir adamı sevmek arasında bölünmüşlük, yaşamın yıkılmasıydı.”

Bildiğin Şeyler, aslında bildiğimiz şeyler. Ama sıkmıyor, gülümsetiyor. Böyle bir öykünün okurun gönlünü kazanması, ancak yazar ustalığı ile açıklanabilir. Öyküdeki iki yaşlı kadın sürekli aynı kafeye uğrayıp, aynı karsondan, aynı siparişleri -kahve ve portakal suyu- söylüyorlar. Şunu  bunu çekiştiriyorlar, ölü kocalarından bahsediyorlar. Kaldıkları odalar, yaptıkları alışverişler gibi birçok konu gündemlerinde….

Hijyen‘in kahramanı “yaşlanıyorum”, “yaşlı mıyım” diyen biri değil. Çünkü artık yaşlı olduğunu kavramış.  Otuz yıldır yapmakta olduğu şeyleri, yapmakta zorlanıyor değil, yapamıyor. En trajiği de cinsel deneyimlerin başarısızlığı galiba. Burada da “eskisi kadar iyi değilim”i geçiyor, başarısızlığın kuvvetle muhtemel olduğu safhadayız.

Yeniden Canlanma, bir vazgeçiş ve sonrasında dilek şart kipli bir yaşam…

Gözcülük‘te, bir ihtiyar düşünün, otuz yıldır klasik müzik konserlerine giden. Konserden ziyade artık dikkatini konserdekiler çekiyor; kim aksırıyor, kim öksütüyor, kim hapşıtıyor, kim kulağıyla oynuyor, kim burnunu karıştırıyor…

Ağaç Kabuğu, kitaptaki en ilginç öyküydü şüphesiz. Bir kumarbazın hayata bakış şeklinin herkesten farklı olduğu iddiasında bir öykü. En azından hikayenin yaşlı kumarbazı öyle düşünüyor. Kırk yaşın üzerinde kırk arkadaşı ile oynadığı bir kumar var ki…

Fransızca Bilmek, seksen yaşındaki bir kadın, okuru olduğu Julian Barnes’ gönderdiği mektuplardan oluşuyor. Buruda yaşlılığın toplum nezdindeki yeri apaçık olarak ortaya konulmuş…

İştah ise, yemek takıntılı yetmişlik ninenin karşısında, geç kalmış cinsel fantezilerini gerçekleştirmeye çalışan bir koca var. Barnes burada mizah yeteneğini sergilemiş…

Meyve Kapısı, belki de en az beğendiğim öykü oldu… Yaşlılık temasına bu sefer ölüm teması da eşlik ediyor. Boşanmış bir çift var. Hayatlarına anlam katmak için,,,

Sessizlik’te artık yetenekleri erozyona uğramış fakat algısı ve görüşü sağlam bir müzik dahisinin bu durumu sessiz kabullenişi işlenmiş…