Antabus

Gölge Konuşuyor:

Kitabı okurken yer yer gülüyor, tebessüm ediyordum. Sonra da yaptığımdan utanıyordum. Herhalde Seray Şahiner bizleri güldürmek için yazmamış, ama okunur kılmaya çalışmış. Hayatı boyunca tecavüze uğramış birinin hikayesini acılarla boğmak istememiş. Yine de hikaye trajik, komik anlatılmış o kadar. Belki başka türlü anlatılsaydı Leyla’nın makus kaderi bu derece ilgimizi çekmeyecekti. Bu da acıyı, trajediyi anlatmanın yöntemi olsa gerek. Zaten trajikomik diye bir şey vardı dimi? Bir de bir erkeğe bir kadın tarafından kadınlığın durumu bu derece apaçık anlatılamazdı herhalde. Ne kadar becerebiliyorum bilmiyorum ama erkek halimle anlamaya çalıştım kadınlığın hikayesini.antabus 001

Hikaye ilk bakışta bir üçüncü sayfa haberi gibi. Kurgu bu yönde gelişmiş zaten. Kocasını bilmem kaç yerinden bıçaklayan kadın serbest bırakıldı. Tabi manşette nefsi müdafa yazılmamış, haberin içinde yazılmış. Kadının dayak yediği yazılmamış, sadece kocanın içki problemi olduğu ve aralarında geçimsizlik olduğu yazılmış. Yani aile mahremiyetine fazla dokunulmamış. Şiddet ve tecavüz es geçilmiş bu bakımdan. Kadının haklar,ı aile mahremiyetine kurban edilmiş her zamanki gibi…

Bu bile Leyla gibilerinin ne kadar savunmasız olduğunu gösteriyor. Savunmasız demeyelim, kendini savunmasız hissediyor demek daha doğru. Yoksa gücünün farkına varan Leyla’nın bir bıçak darbesiyle sorunu nasıl çözdüğünü gördük. Tabi son çareydi, yapılabilecek her şey denendikten sonra baş vurulan çareydi. Aksi takdirde tüm kadınlar bu yöntemi denese memlekette erkek kalmazdı. Savunmasız derken de çok haksız sayılmayız aslında. Leyla’nın dayak yediğini tüm komşuları biliyordu nihayetinde. Bizim toplumun koca dayağını kanıksamış olduğuna kimse itiraz edemez.

Leyla’nın hikayesi birçok kadının hikayesi aslında. Hayatın kendisinde bu hikayenin çok benzeri var. Bu kısa romanda hikayeye farklılık kazandıracak unsurlar da eklenmiş. Mesela Ülker. Kalacak yeri olmayan biri Ülker. Diyeceksiniz ki, şimdi ne yani, Leyla’nın kalacak yeri var mı sanki? Siz de haklısınız; erkek egemen bir toplumda şanslı olmadıkça tüm kadınlar gurbettedir. Kimi kimsesi olmayan Ülker yaşamak için hastaneyi kendine mesken yapmış. Sıcak yemek ve kalacak yer, bir refakatçi koltuğu yeter. Aynı zamanda boş durmayacak refakatçisi olmayan hastalara refakatçilik gibi “kutsal” bir görev üstlenecek. Ülker olmasaydı da Leyla’nın hikayesi yine okunurdu ama Ülker’in varlığı romanın zirve yapmasına neden olmuş… Bu iki önemli karakterin dışında başka karakterler de var. Ama onlar sadece Leyla ve Ülker’in hikayesini tamamlamak için varlar. Zira yazar okurunun bu iki kader ortağına odaklanmasını buyuruyor. Başka türlü davransaydı romanını sıkıcı ayrıntılarla doldurmuş olurdu. Böyle kararında olmuş…

Leyla saf, cahil ama yine de ortalamanın üzerinde zekası olan sıdıkasakagiller familyasından. Öğrendiği her şeyi televizyondan öğrendiğini itiraf ediyor. Televizyon onun öğretmeniymiş: yalan ya da yanlış. Kendini boşatmak için dil dökmeleri komikti gerçekten. Ülker’den Antabus adlı ilacı öğrendikten sonra kocasına gayrı meşru yollardan ilacı içirmeye çalışması. Antabus alkoliklere içkiden kurtulması için verilen bir ilaçmış bu arada…  Leyla’nın oyunlarından biri de kocasına doğacak ikinci çocuğunun erkek olduğunu söyleme yalanıdır. Yalanını daha sonra başka bir yalanla ikame etmesi.