Sürgünler

Gölge Konuşuyor:

James Joyce’un üç perdelik oyunu. Konusu üç kişi arasında geçen bir aşk hikayesi denilebilir ama bu biraz indirgemecilik olur. Evet aşk var ama oyunun  konusu sadece aşk değil. Başka duygular da hikayenin merkezinde var. Bu duygularla ilgili düşünceler.En başat olanı aslında tutku. Evet sürgünlerduygular yaşanıyor ama, Joyce bu üç kişi (Richard, Robert, Bertha) aracılığıyla bu duygular üzerine konuşuyor. Felsefe tarihinin de üzerinde durduğu, bu duygular yıkıcı mı yapıcı mı sorusu gündemde. Sözgelimi “tutku” bazı inanç sistemleri ve felsefi ekoller tarafından bastırılması ve cezalandırılması, bazılarınca da doyasıya yaşanması gereken bir duygu.  James Joyce ise yazardan ziyade felsefeci ya da filozof kimliğiyle Sürgünler’de karşımızda…

Oyun’un merkezindeki üç kişi aralarındaki repliklerde, birbirleriyle ilgili duygu ve düşüncelerini dürüstçe ifade ederken, sahnede ikisi varsa, aralarında olmayan diğer kişi ile ilgili de düşüncelerini  ifade ediyorlar. Ya da duygularını. Aralarında olmayan üçüncü kişiye zaten ne konuştuklarını anlattıkları için söylenenler “dedikodu”  ya da “arkasından konuşma” olma boyutundan çıkıyor. Sözgelimi Richard, Bertha ile konuşurken, daha önce Robert’ın onunla ilgili ifade ettiği düşünce ve duygularını aktarır Bertha’ya. Oldukça ilgimi çekti aslında bu yöntem. Bu şekilde insan hem kendini daha iyi tanır, hem de diğer insanlar için ifade ettiği anlam ile ilgili  kuşkular edinir, varsa da kuşkuları, onları giderir.  Sözgelimi, Robert, Bertha’ya aşkını  ya da tutkusunu ya da arzusunu ifade eder. Bertha da ona karşılık verir. Daha sonra Bertha, Richard ile konuşurken, Robert ile yaşadıklarını anlatır: Robert, Bertha’yı öpmüş, Bertha da karşılık vermiş. Ha bu arada önemsiz bir ayrıntı ama Richard ile Bertha ile evliler, Archie adlı sevimli mi sevimli bir yavruları vardır.  Yani şimdi tam burada, bu kişiler açısından kıskançlık ve ihanet diye duygulardan bahsedilmez mi diye bir soru gelebilir. Evet bazen, Robert bu üçlü ilişki biçiminden ilk başlarda huzursuz olur gibi. İhanet sözcüğünü de bir tek o zikreder. Bertha ise söylenir bazen;  uğrunda dinini, ailesini, esenliğini feda ettiği Richard’tan yine de sadakat bekler. Kendisini özgür bırakabileceğini, istersen Robert’e ait  olabilirsin demesini de kabullenmekte zorlanır. Kadın doğası mıdır bilmem, terketmeye hazır olduğu Richard için durumun bu kadar kolay  olmasına da bozulur. Richard’a gelince, eğer Robert duyguyu temsil ediyorsa, önemli bir yazar olan Richard ise akıl ve zekayı temsil ediyordur.  Aslında Richard’a duygusuz denilmez, onun başına gelen Ortaçağ filozoflarından Duns Scotus’un “ruhun ölümü” dediği şey…

Kitaptan alıntı yapmak zor geldi gerçekten. Richard-Robert-Bertha üçgenindeki tüm repliklerin altı çizilir. Ne var ki ben eğitimci kimliğimle bir babanın oğluna “vermek” ve “hırsızlık” ile ilgili dersini, beni etkileyen dersini buraya alıntılıyorum…

Kitaptan:tara0013tara0014