Nohut Oda

Gölge Konuşuyor:

Yazarın daha önce okuduğum diğer iki kitabı hakkında ne demişim, göz gezdirdim bu sayfalardaki yorumlarımda. Daha ziyade bazı tekil durumlar üzerinde durmuşum önceki öykülerle ilgili olarak. Sonra, demek ki bu kitap, buradaki öyküler diğerlerinden biraz daha farklı. Evet bazı ortak yanlar var ama burada herkesi ilgilendiren bazı duygu ve durumlarla  ilgili anlatılanlar.

Annelik, babalık, eş ve sevgili olmak, ayrılık, gitmek gibi birçoğumuzun başındaki şeyler bunlar. Yani ilk defa Melisa Kesmez öyküleri özelinde bazı tümeller üzerinde konuşabileceğiz. Ama yazarın çok özel tespitleri var bu konuda demiyoruz. Yazarın nasıl söz konusu durumları ifade ederken nasıl bir dil kullandığı ile ilgileneceğiz.

Misal var da yok olan bir baba üzerinde konuşacağız. Nasıl olur da neredeyse hayatlarında hiç var olmamış babanın kendisiyle ilgili bir duygusu, kalbinde ufak kırıntısı var mı, ya da, şu ya da bu durumu ya da hareketi, tutumu ile ilgili babanın ne gibi bir fikri olduğunu düşünmek niçin bu kadar önemli. Tabi evlat kız olunca biraz daha farklı demek ki. Erkek bu derece ayrıntıya düşer miydi, bilmiyorum -muhtemelen düşmezdi- kız evlat için babanın ayrı bir yeri olduğu sonucu çıkar öyküden eğer tümel sonuçlar çıkarma meraklısıysak.

Aslında bu babalık mefhumundan önce bu gitme, ayrılma, eksilme duygudurumları üzerinde konuşmak gerekirdi. Eksilmeyi sadece kişiler değil nesneler üzerinden de konuşabiliriz. Bir kişi gidince, ayrılınca, ya da eksilince hem giden hem de kalanlar için durum nedir, bakmak lazım. Tabi Melisa Kesmez buradaki anlattıklarını hiç bir sosyoloji kitabı yazamaz. Ancak bir edebiyatçının kaleminden tarafların nasıl etkilendiğini anlayabiliriz. Örneğin ayrılan birinin kalan kitapları ile ilgili duygusu sadece o ve onun gibilerinin anlayabileceği bir ilişki türünün neden olduğu bir bağlanma biçimi. Bunun yanında yukarıdaki babalık durumu ya da birazdan bahsedeceğimiz annelik durumlarından da göreceğimiz gibi çok daha özel bir anlam ifade eden insanlar arasındaki gitme ve eksilme durumunun zihni ne derece yorduğuna da şahit oluyoruz.

Annenin artık olmaması da iki öyküde karşımıza çıkıyor. Melise Kesmez’in özene bezene seçtiği kelime ve cümleler sayesinde halet-i ruhiyeleri bir matematikçi hassasiyetiyle ölçmemizin imkanı var. Artık birbirine tutunan iki geçkin kız kardeşin yaşamlarında artık olmayan annenin bıraktığı boşluk kız evlat olduğu ve yaşamlarında annenin yerini tutabilecek başka insanlar -teyze ve kuzen var aslında- olmayacağı inancını güçlü bir şekilde veriyor Kesmez. Erkek için biraz daha farklı galiba. O, anneliği bir eşle ikame edebilir en nihayetinde.

Eş ve sevgili bir mecburiyet gibi veriliyor: Çok sevmekten ziyade acze düşmemek için yapılan tercihler gibi veriliyor. Evlenmeden krizi yönetmek zor çünkü. Teslimiyet bayrağıdır bu çok farklı iki türden mantığın bir aradalığına neden olan.

Melisa Kesmez’in bu Türk öyküsü ölçülerinde uzun sayılabilecek öykülerini tam okumaya hazırlanırken Sait Faik Hikaye Armağanı ile ödüllendirilmesi güzel bir sürpriz oldu benim için…

 

Reklamlar