Denizi Yitiren Denizci

Gölge Konuşuyor:

Bazen seçtiğim kitap radarıma takıldıktan sonra, onunla ilgili söylenenlere kulağımı tıkarım. Çünkü bazı yapıtların ancak çıplak okunabileceğine inancım vardır. Üzerimde herhangi bir elbiseyle okunmayacağını düşünürüm. Soyunmadan olmaz… Bazı yapıtların da daha önce hakkında yapılmış yorumların ışığında okunmaya ihtiyacı vardır. Denizi Yitiren Denizci böyle bir kitap. Dolayısıyla bu yorumu sadece daha önce yapılmış yorumlara katkı olarak algılanmasını istiyorum.

Denizi Yitiren Denizci gerçekten nokta atışı yapan bir roman. Benzer konuları işleyen romanlara görene sağlıklı tarza sahip olmakla birlikte,aynı yolu deneyen bu türden romanlara da yöntem olarak örnek olabilecek bir yapıt. Şimdi bu romanı kim okumalı diye bir soru sorabilirim. Öncelikle Peyami Safa başta olmak üzere Doğu-Batı sorununu işleyen tüm klasik Türk romancılarına kılavuzluk edecek bir roman. Şanssızlık ama artık bu en bahsettiğim romancılar hayatta olmadığı gibi onlara kılavuzluk edecek böyle bir eser de yoktu.

Doğu-Batı ile birlikte deniz-kara, anlam-boşluk, kadın-erkek ikilikleri de işleniyor romanda. Tüm bu ikilikler birbirlerinin yerine geçerek benzersiz bir sembolizasyona vesile olmuş. Kimi başka romanlar vardı böyle karakterinin libidosunun doğrultusunda ilerleyen. Ama bu roman kadar ciddi olanı yoktu. Yani anlamın boşluk ile doldurulması ya da kadının erkekle birleşmesi ya da denizcinin karayı veyahut da doğulunun batıyı fethi aynı kapıya çıkar. Doğu erkektir, Batı dişi, deniz erkek, kara dişi, penis anlam vajina boşluktur. Bu şekilde birbirlerinin yerine geçebilecek kavram haritası.

Özellikle baba figürü konulmamış romana hikayeyi başka yere çekmemek için. Bunun yerine “şef” var,”üvey baba” var. Aynı zamanda denizci olan üvey baba yukarıda zikrettiğimiz deniz-anlam-erkek-doğu yelpazesinin temsili. Şef ise bu tür eserlere büyü katan, akıl katan büyük yönlendiricidir. Anahtar sözcükler, cümleler hep onun dilinden dökülür. Onun eylemleri de hikaye kodları çözme açısından anahtar görevleri vardır. Bunu destekleyen romanda epey bir söz ve eylem var ama bu yorumu sınırlandırmaya çalıştığım için buralara hiç girmeyeceğim.

Roman Mişima’nın daha önce okuduğum Bir Maskenin İtirafları gibi bir yeniyetmenin kendini gerçekleştirme süreci gibi de okunabilir. Mişima’nın merceğin altına kaşif olarak bir ergeni koyması tesadüf olmasa gerek…

Ama bu sonu olan bir hikaye değil, diğer hikayeler gibi bu da bitmiyor. Kavram haritası netleşmediği gibi daha da bulanıklaşabilir birbirinin yerine geçebilir. Hem coğrafya olarak, hem zihniyet olarak Doğu bundan sonra Batı’dır. Bu döngü sonuna kadar da sürecek. İmkansız denilen kandırmaca da hep var olacak demek ki…