Kurutulmuş Felsefe Bahçesi

Gölge Konuşuyor:

Bu kitapla ilgili ve Salah Birsel’in diğer kitaplarıyla ilgili medyada ve sosyal medyada kimi zaman övücü yorumlar görmüş olsam da çoğu zaman bu yorumlar negatiftir. Ama bu yorumlar oldukça özneldir. Günümüzün okuru Salah Birsel gibilerinin eserleriyle ilişki kurmakta zorlanıyor. Çünkü ilgisini çekmiyordur onun yazdıkları. Birsel’in bu kitabında olduğu gibi tüm kurmaca dışı eserlerindeki enformasyon bolluğu da okuru sıkabiliyor. Acımasız okur hemen yazarın derya deniz birikimini hiç dikkate almadan sıfırı basıyor. Ben şimdi bu kitabı bitirdikten sonra kendi kendime keyif aldım mı, diye soruyorum. Eğer sıkılmamışsam hiç öyle diğer okurların yaptığı gibi öğretmen tavrı sergilemiyor,tam not veriyorum esere. Öznel okur düşük not vermekle ben daha iyiyim mesajı veriyor ayrıca… Aynalar adlı denemede yazar insanın aslında uzakta olanı daha çok merak ettiğine dair basit bir şey söylüyor. Ama bu bazen doğru olmayabiliyor. Eğer öyle olsaydı Salah Birsel’in eserleri best-seller olurdu,  

Alt başlığı 1001 Gece Denemeleri olan bu eser daha ziyade anı ve hikaye tadında. Zikrettiğimiz bu türlere sadık kalamadığı için yazılanlara deneme diyoruz. Hikaye nasıl olur diye soran olursa birçok denemedeki diyalogları gösterebilirim. Çünkü söz konusu diyaloglar bana gerçek olmayacak kadar düşsel göründüler.

Hani denemenin bütünü ilgimi çekmemiş olabilir. oradaki bilgilerin çoğunu da unutacağım belki. Şu an bile birçok ayrıntıyı hatırlayamıyacağım belki de. Ama temiz bir  türkçenin olduğu denemeler toplamında sunuluş biçiminin yanı sıra her denemede bir resim, bir söz, ayrıksı bir durum aklımda kalmıştır. Örneğin Scott ve Zelda Fittzgerald’ın çılgınlıkları anlatılırken bu çılgınlıklara “akı sarısına karışmış serüvenler” deniliyor. Yine mesela şöyle bir cümle geçiyor: “Caz müziği de kısa zamanda menteşelerinden çıkmış gençliğin ortak dili olmuştur.” Menteşenin bu şekilde cümle içinde kullanılması benim için pek yeni.

Tabii dedikodu olarak alımlanabilecek bir çok bilgi var denemelerde. Örneğin Gertrude Stein’in Alice B. Toklas biyografisinin aslında Sherwood Anderson’un kaleminden çıktığı bilgisi buna örnek. Proust ve hizmetçisi ile ilgili sarfedilmiş sözler de keza bu durumun örneği sayılabilecek yorumlar.

Ama Salah Birsel’in acayip bir çağrışım dünyası olduğunu söyleyebiliriz. Sözgelimi laf Apollinaire’den açılıyor, dönüp dolaşıyor gelip Ziya Osman Saba’ya değiyor. Hayır bunu fotoğraf sanatının ölümsüzleştirdiği ünlüler kervanını verirken Ziya Osman’ın nasıl olur da hiç kadraja girmediğini dillendiriyor… Başka bir denemede de Buyrukçu’dan Jung’a geçiyor aradan da lafı döndürüp Salah Birsel’e getiriyor…

Gerçekten büyük bir edebiyat ve kültür aşığı Salah Birsel. Onun merak duygusu sadece dışarıya karşı değil. Dışarının içeriye olan düşkünlüğünü de merak ediyor. Eremya Çelebi’nin ve bazı levantenlerin İstanbul anıları onu cezbediyor ayrıca. Ağzının tadını bilen bir kültür adamı SB. Sözgelimi kötü ozanları hiç kendine yaklaştırmadığı iddiasında… Denizden, denizcinin dışsal yalnızlığından bahsederken Melville gibi bir anda o da balina uzmanı kesiliyor… Yine tarihlerde ve coğrafyalarda dolaşıp gül ve lale kokan bir zamanların şehr-i İstanbul’una sözü getiriyor. XIV. yüzyıl rahibi Muso’nun Kurutlmuş Felsefe Bahçesi’ni gösteriyor bizlere.

Yazdğı denemelerle ilgili konuşurken de denemecilerin yolunun kesişmesi ile ilgili Montaigne’den güzel bir alnıtı yapıyor SB, “Her insanda insanlığın bütün halleri vardır.” Ziya Osman’ın neden hiç kadraja takılmadığı ilgili merakına benzer bir merak da İbsen’in neden denemeci olmadığı… Deneme’ye hakkını verirken edebiyata ve onun işlevine gelir söz. Birçok edebiyatçının kendini kandırdığı bir konuya gelir burada. Özellikle Sartre’ı kendine malzeme yaptığı şu sekans açıklayıcıdır: “Sartre, salt edebiyatın bir düşten başka bir şey olmayacağını söyleyecektir. Biraz daha sıkıştıracak olursanız size şunları fıslar, ‘Yazdığınız her cümle insanın ve toplumun bütün katlarında çın çın ötmeyecek olduktan kelli onun hiç bir anlamı yoktur. Çağın edebiyatı, edebiyatçının eliyle yoğrulan çağdan başkası değildir.'”