Gözleri Bağlı Adam – Yağma

Gölge Konuşuyor:

Türkiye’de iyi bir okur-yazar olmanın ölçüsünü en başta elli kuşağı yazarların okunup özümsenmesi olarak koymak gerekir. Okur kısmından çok fazla umudum yok ama Türkçenin bu yükselme dönemini özümsemiş öykücü ve romancılarımızın var olduğunu biliyorum. Söz konusu dönemin yazar ve eserleri sayesinde kendine bir altyapı oluşturduklarını tahmin ediyorum. Bunun yanında bunları okumayıp sadece çeviriden beslenenler de var. Sadece özgün ve ayrıksı kurgu oluşturma açısından baktığında dikkate değer eserler var. Ama edebiyat bir dil olayı ve siz çeviriden bunu öğrenemezsiniz.

Adnan Özyalçıner de eserlerini daha ziyade elli sonrasında yazmış olsa da, yaşça kuşağın muadili olmasa da aynı zihniyetin devamı. Dilin zenginliği, dilin sistematiği ve dilin araçsallığı onun öykülerinde hat safhada. Roman yazmamıştır Özyalçıner. Öykülerde ise hep denemiştir ve bana göre yüzünün akıyla çıkmıştır. Panayır örneğin Özyalçıner’e giriş kitabı olabilir. Oradaki panayır halinin nasıl dile geldiğini, nasıl detaylarla dolu olduğunu, nasıl cümbüşlü olduğunu ve nasıl meşakkatli olduğunu görmek mümkün. Buradaki ikinci kitap Yağma’daki kahramansız öyküler ise Özyalçıner’in hem gözlem yeteneğini, hem ondaki betimleme gücünü hem de atmosfer yazarı olduğunu görürüz. Sis adlı öyküdeki sis atmosferi. Burjuva Ölüleri ve Pazar Gezintisi adlı öykülerde trafik keşmekeşi atmosferi, Çarşı, Davul ve Mış Gibi Anadol adlı öykülerde Şehrin gürültüsü patırtısı; çığırtkanlar, makine gürültüsü, seyyar satıcılar, çarşı-pazarlar, şehrin çöpü kiri; çökelek, irin, kan karışımı kirlenmiş havuzları Özyalçıner’in inanılmaz gözlem yeteneğini ortaya koyarken içerik, kapsam ve detay işinde de ne derece titiz davrandığına tanık oluruz. Saray Artığı Bahçe’de devrik padişahın sarayının bahçesinin nasıl bir piknik alanına dönüştürüldüğüne şahit olurken Panayır’dan da esintiler buluruz. Aynı esintileri Gökyüzünde Ayaklanma’da yaşamın ekmek kavgası veren baloncu ve dünyayı bir balon gibi uçup gitme türünden büyülü bir atmosfere sokan zihniyeti çarpışır. Ayrı gibi duran Yargılılar adlı öyküde keşmekeşin, kalabalığın neden olduğu şehrin ortak kullanıma açılması sorunsalında, kahramanın fare ile münasebetinde nasıl bir yasa koyucuya dönüştüğüne tanık olurken, Hrabal’ın Gürültülü Yalnızlık‘ındaki cümleyi tekrar etmek lazım: Gökler insancıl değil. Yağma’daki öyküler için kahramansız dedik ama doğrusu kahramanın nesneler dünyasında görünürlüğünün azalması. Özyalçıner’in de Benjamin ve Atılgan gibi “aylak”ı var ama onunkisinin nefesi kokuyordur, açlıkla terbiye ediliyordur.

Geçim sıkıntısının, ekmek kavgasının insanların elinden yaşama sevincini aldığı dönemlerde yazılmış öyküler belli ki. Yağma’daki birkaç öyküde sınıf eşitsizliklerine, ekmek kavgasına değen öyküler var ama bu konuların detaylı dolaşıma sokulduğu yer Gözleri Bağlı Adam öykü kitabıdır. Emek öyküleri kategorisinde de değerlendirebiliriz buradaki öyküleri. Ama kavga verilirken öyküler politikti demek zor. Ve öykülerin böyle sloganist bir şekilde haksızlıkları ajite ettiğini söylemekte zor. Daha çok arka fondadır bu ilişkiler. Tutsaklar’da babanın kızının aşığı tarafından kaçırılmasını önelmek için denediği yöntem, Baskın’da yılların Veysel Çavuş’unun apartmanında kanlı biten baskın, İkinci Arka’daki seksen öncesi sağ sol kavgaları sırasındaki bir çatışmada arada kalan hamalın öyküsü, Gözleri Bağlı Adam’da Amerikan üssüne gözleri bağlı getirilen tamircinin tereddütleri, Buluşma’da hapishanede ihanete uğramış sevgilisini bekleyen dikiş dikerek geçinen işçi kız. Tüm bunlar Özyalçıner’ın öykü kitabı oluştururken temaya bağlı kalmadaki ustalığını işaret ediyor.

Tematik dedik ama bendeki imzalı 2001 baskısında yayınevinin farklı temadaki iki kitabı bir arada kullanmasını yadırgadım biraz. Ayrıca da öykü kitapları çok hacimli olmamalı çünkü bir süre sonra bıkkınlık olabilir ve son öyküler güme gidebilir. Neyse ki şimdi yayınevi bu birleştirme adetinden vazgeçmiş. Özyalçıner’in kalan öykülerini Manos etiketiyle müstakil bir şekilde okuyacağız… Gözleri Bağlı Adam ile ikinci defa Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazanmasıyla Adnan Özyalçıner bildiğim kadar ile bu ödülü ikinci defa alan tek öykücü…