Panayır – Sur

Gölge Konuşuyor:

Hem şaşırdım, hem hayran kaldım. Bunun nedeni Adnan Özyalçıner’in kelimelerle yaptıkları. Otuz Sekizinci İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu olması hasebiyle başlamıştım kitaba. Fuarda epey bir vakit öldüreceğimden dolayı, olur ya, Özyalçıner ile karşılaşırım dedim,  mahçup duruma düşmemek için 2005 tarihli, imzalı bendeki bu nüshayı okuyayım dedim. Seksen beş yaşındaki öykücünün okuduğum ilk kitabıydı. Nasıl olur on beş yıl önce edindiğim Özyalçıner kitaplarımı unuttum anlamıyorum. esasında kitaba adını veren Panayır ve Sur adlı öyküleri okumuştum evvelden. Şimdi ayrı ayrı nüshalar halinde basılmış olsa da kitap iki öykü kitabı, Panayır ve Sur başlığı altında. Sur ayrıca Sait Faik Hikaye armağanı ile ödüllendirilmiş.

Peki ne anlatıyor öykü kitapları?  Özetle panayır ve suru anlatıyor. İlk kitap panayır bu bakımdan epey cümbüşlü. Özyalçıner’in birbirine dolanan cümleleri sayesine müthiş resimlerle karşılaşıyoruz burada. Keşke kitaba illüstrasyonlar çizilebilseydi. Sur ise biraz daha kasvetli. Adından da anlaşıldığı üzere duvarlar epey fazla buradaki öykülerde. Bir iki sayfalık kısa durum öyküleri, yirmi sayfalık Sur adlı görece daha uzun öykü ile noktalanmış.

Yani Panayır’a bakınca Özyalçıner’in en iyi kostüm ve en iyi dekor ödüllerini sonuna kadar hakkettiğini söyleyebiliriz. Daha ziyade sözsüz ama renkli bir dünyanın müzikalitesi ile karşılaşıyoruz buradaki öykülerde. Daha uzun öyküler olsa da çoğunluğu durum öyküleri. Öykünün başı ve sonu arasında ilişki zor kuruluyor bu bakımdan. İskelet yok ama organik. Kelimeler sayesinde bir durum öncekine bağlanıyor. Zaten hep bir yol var gibi. Hareketli, uğultulu ve gürültülü yerlerde; çığırtkanların, seyyar satıcıların hüküm sürdüğü şehir sokak ve caddeleri. Bazen kalabalıklardan kurtuluyor şehrin aylak efendisi kendini arnavut kaldırımlı dar sokaklara bırakıyor

Tüm bu öyküler bir yanıyla da sınıf ilişkilerine değiyor. Seyyar satıcılar, dolmuşçular, bekçiler, çığırtkanlara işçiler de eşlik ediyor hep. Karın tokluğuna yaşayıp filozof kesilen şahsiyetler bunlar…

Filozof kesilme dedik ve buradan devam edelim. Çünkü Sur’da sanki tanrı- varlık diyalektik bir şekilde konu olmuş öykülere: “Derler ki, Tanrı o gün bugündür, uçurumun başında oturmakta, aralıksız boşluğa bırakmaya devam ettiği ve son direnişlerinde, üfürüğüyle, uçsuz denizi buldurup dibi boylattığı, kendinden bir parça tüylerle birlikte, kendini de, parça parça ve yavaş yavaş sindire sindire (sanki gizlice) tüketmeye çalışmaktadır…