Binbirinci Geceden Sonra

Gölge konuşuyor

Hikaye, 1002. gecede başlıyor, günümüze de epey bir göndermede bulunulmuş sanki… Bugün bir çoğumuzun içine -romandaki bazı karakterler gibi- cin girmiş durumda, kabul etmek lazım… Yine de bu karakterler arada kendi kendilerini dinliyorlar,sorguluyorlar: “Ben, ben miyim?” Zira günümüzün meta fetişizmine kapılmış insanında böyle şeyler ne mümkün…

Necib Mahfuz favori yazarlarımdan, binlerce yıllık bir geleneğin temsilcisi. , bir nobel de benden. Ne var ki en az beğendiğim romanı Midak Sokağı’nın popülerleşmesi belki de ülkemizde değerinin yeterince anlaşılmasına engel…

Tanıtım Bülteni

“‘Kadın, dişiliğinden gelen güven ve nazla yavaşça kaydı avucundan, içeri girip yemek ve şarap getirdi. Yasak çiğnemekten doğan gerginliği azaltmak, kafalarını tütsüleyip hiçbir şey düşünmemek için üst üste, kadeh kadeh bâde devirdiler, içten içe yanan bir ateşin fırsatı bulduğunda ansızın parlayışı gibi birbirlerine kenetlendiler, zevkin doruklarında kendilerini kaybedip zaman ve mekân algılarını yitirdiler.

Berber sabahın köründe yataktan kalktığında başında şiddetli bir ağrı hissetti. Gece tattığı zevklerin hatırasıyla önce ağzından keyifli bir ‘ah’ çıktı ama ansızın gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi irileşti, akşam koynuna aldığı tazeyi yerde boğazlanmış gördü. (…) Devlet hazinesinden yardım alma hakkına sahip kimsesizlerin şikâyet sesleri göklere yükseliyor, defterdarlar paranın, har vurup harman savuranlar elinde tükendiğini, Müftü Zeynî Efendi’nin emrettiği yerlere harcanmadığını birbirlerine fısıldıyordu.”

Nobel ödülüyle taçlanmış ve Arap dünyasının en önemli yazarı olan Necib Mahfuz’un bu romanı, ünlü 1001 gece Masalları’nın bittiği gece başlıyor. Sultan Şehriyar sabaha karşı, bunca gecedir kendisini oyalamayı başaran Şehrazad hakkındaki fikrini, kızın babası ve veziri Dendan’a açıklar: Kızı öldürtmeyecektir… Roman burada başlar. Yeni kahramanlarıyla birlikte bazı eski masal kahramanları, başlarından geçen yeni hikâyelerle ve masal dönemindeki üslupla günümüzde de yaşamaya başlarlar. Dünyanın en güzel alegorik romanlarından biri olan Binbirinci Geceden Sonra, hem bir masal hem parlak bir roman hem de dünyadaki hırsız, işkenceci ve halk düşmanı alçak yöneticilere karşı aşka, esrara, tütüne ve kana bulanmış bir meydan okuma… Doğrudan Arapça’sından çevrildi.

Kitabın Sayfalarından

Kamkam konuştu. “İlahi inayetin gölgesi altında, ona teslim olmuşken ne güzel geçiyor zaman!”

Sencam cevap verdi. “Kutsal sükünet bir yere hakim olunca orada çiçeklerin bile fısıltısını duyarsın. Onlar Allah’ı zikrederler kendi hallerince…”

“İnsan, zaman ve mekan nimetinin farkına varıp tam anlamıyla istifade etse ne kaybeder?”

“Bu beni daima hayrete düşürmüştür aziz dostum… Akıl ve ruhla donatılmış mı sanki o?”

Kamkam birden kulaklarını dikti ve sordu: “Havada bir uyarı işareti alıyor musun?”

Bu sırada birden, yakın bir dala birbirleriyle pek samimi şakalar yapan dişi ve erkek, bir çift sarhoş cin kondu.

Sencam fısıldadı. “Sahrabut ile Zermebeha!”

Kamkam mırıldandı: “Küfür ve şer!” (sayfa 117)