Kritimu, Giritim Benim

Gölge Konuşuyor:

İnsanın doğduğu, büyüdüğü, on yıllarını geçirdiği, havasına, suyuna, toprağına alıştığı, kök saldığı memleketinden zorla koparılmasının verdiği acı kadar tara0002yakıcı bir şey yoktur yeryüzünde. Hele belli bir yaşın üzerindeyseniz ayrılmak ölüm gibidir o zaman.  Burjuva devrimleri ve ‘ulus inşası’ sürecinde işlenen suçların bilançosu oldukça yüksek bu açıdan.Ve üzerinde yaşadığımız coğrafyanın işlenen suçlar bakımından yirminci yüzyılda, özellikle ilk yarısında sicili oldukça kabarık.  Sınırlar belli olduktan sonra Türkiye’deki Yunanlılar ve Yunanistan’daki Türkler ortak kaderi paylaşıyordu. Girit Adası’nın Balkan Savaşları sırasında Osmanlı egemenliğinden çıkması, burada yaşayan Türkler’in durumunu zorlaşmıştır. Zaten birkaç on yıldır gerilim yaşanıyordu, önce Giritli Yunanlıların ayaklanmalarının Osmanlı tarafından sert bir şekilde bastırılması, daha sonra adanın batılı devletlerce idaresinin ele alınması ve en sonunda Yunanlılar’ın kendi aralarında bağımsızlık mı yoksa adanın Yunanistan’a iltihakı mı konusunda anlaşamamaları, burada yaşayan Türklerin durumunu belirsizleştiriyor, endişelenmelerine neden oluyordu. Romandaki İbrahim bey ve ailesi bu endişeyi taşıyanlardan. Türkler zaman zaman da şiddete maruz kalıyorlardı. Bütün yaşananlara rağmen adadaki birçok Türk ve Yunan birbirine kötü gözle bakmıyor, kurduğu dostlukların zedelenmesine izin vermiyordu. Maalesef ulus devletlerin tekçi mantığı adada başarıya ulaşmıştır.

Yıllar önce Fethiye’de tatil yaparken Kayaköy’ünü gezmiştik. Rehberimiz burada yaşayan Yunanlıların Türkiye ile Yunanistan arasındaki mübadele antlaşmasıyla köylerini terk etmek zorunda kalmak zorunda olduğunu söyleyince, bulgar göçmeni bir arkadaşım bir anda göz yaşlarına boğulmuştu. Ülkemizde de Lozan’dan sonra yeni bir kimlik yaratma sürecine girilmiş. Bu amaçla gayrı müslimler deffedilip, Türk olmayan Müslümanlara da asimilasyon reva görülmüştür. Benedict Anderson “Ulus hayal edilmiş  bir cemaattir” sözü ile milliyetçiliğin bir kurgu olduğunu belirtmiştir. Bence sorun sadece milliyetçiliğin aşılmasıyla bitmez, tekleştirmenin aktörlerinin de itibarlı görülmemesi gerekir artık…

Kitabın Sayfalarından:

“Sofrana buyur etmişsin beni piçkurusu,” dedi İbrahim. Gözleriyle tepsiyi işaret etti. “bunun başında kavga edersek, yerin kulağı var, aleme rezil oluruz ki yedi ceddimize yeter. Zıkkımlan şunu da salimen çıkalım içinden.”

“Tamam,” dedi Meletyos. “Ama damarıma basma.”

Rakı ikisini de gevşetiyor, söylemediklerini söyler, anlamadıklarını anlar ediyordu. O buz gibi şerbet boğazlarından akıyor, dostu hepten dost, düşmanı hepten düşman yapıyordu.  Ne olduklarını şimdi, şu anda kendileri de bilmiyorlardı. Meletyos, elinden bir kaza çıkmadan İbrahim defolup gitsin; İbrahim de Meletyos’un boğazını sıkmadan hayırlısıyla yatağını bulsun istiyordu. Sonra bir an geliyor, bir yudum daha çekiliyor, keskin koku genizlerini yaktıkça yakıyor, İbrahim en açılmaz dertlerini şuracıkta söyleyiverecek, öteki de bunu kendi derdi edecek kadar yakın, içten ve kardeş oluyorlar, kucaklaşmamak için en hayvanca, en vahşi gözlerle bakıyor, dişlerini keskin bir bıçağı biler gibi biliyorlardı. İşin kötüsü hangisi olacakları belli değildi; belki hepsiydiler. Şu anda bir silah patlasa, biri diğerine siper olur ya da namluyu birbirlerine doğrulturlardı; artık neyin sırası geldiyse. Bunu böylece anlıyor, işte o zaman yalnız ve kimsesiz olduklarını kavrıyorlardı. Kimse onları daha iyi bilemezdi; kimse çare değildi. Kimse yok. Başka kimse yok. Yok.

“Diyeceğim var Yarmakam. Eğil.” (sf. 145-146)

Tanıtım Bülteni:

Kritimu, Girit’im Benim, Osmanlı Devleti’nin zayıflayarak topraklarını kaybetmeye başladığı yıllarda Girit’te yaşanan gelişmeleri anlatıyor. Girit’te Müslüman ve Hıristiyan halk tam anlamıyla bir kaynaşma yaşamıştır. Burada Türkçe ve Yunanca birbirine karışmış, gelenekler zamanla birbirine benzemiştir. Ama bu bile çoğu zaman farklılıkların düşmanlığa dönüşmesini engelleyemez. Kritimu, Girit’li Türk Yarmakamakis ailesinin adadan kopuşunu anlatıyor. Müslüman ve Hıristiyan halklar arasında mübadele gerçekleştiğinde Türkler adayı gemilerle terk ederler ve romanın baş kahramanlarından İbrahim Yarmakamakis, sevgili adasına bakarak, ‘Kritimu…’ diye fısıldar. Ama artık oraya dönme umudu kalmamıştır. Yine de bu romanın asıl kahramanı, benzersiz doğası ve insanın ruhunu çalan kokusuyla Girit adasıdır.