Düşüncenin Coğrafyası

Gölge Konuşuyor:

Doğulunun ve Batılının  kafası birbirinden farklı çalışıyor. Dolayısıyle doğulunun ölçütleriyle batılıyı, batılının ölçütleriyle doğuluyu değerlendirmek hatalıdüşüncenin sonuç verir. Her iki tarafın da düşünce biçimi birbirinden farklı çünkü. Mesela Amerikan üniversitelerine geçiş yapmak isteyen Japon gençlerinin başarısız olmasının nedeni bu düşünce biçimindeki farklılıktır. Yine bir uzak doğulunun ölçütleriyle bir batılı da yetersiz görülebilir, hatta zeka geriliği olduğu bile söylenebilir.

Richard E. Nisbett incelemesinde önce doğu ve batı felsefesini karşılaştırarak işe başlıyor. Daha sonra da günümüzün insanının farklı olay ve durumlar karşısındaki tepkisini, hem yaşanan süreçlerde, hem de deneysel çalışmalarla ölçmeye çalışıyor. Bunu yaparken de gelişim psikologlarından, sosyal psikologlardan da yardım alıyor.

Felsefe tarihine baktığımızda batı felsefenin temeli mantık ya da çelişmezlik ilkesi, doğu felsefesinin temeli ise diyalektiktir.  Batılılar bir olayı ya da bir nesneyi diğer olay ve nesnelerden soyutlayarak neden-sonuç ilişkisi içinde çözümlemeye çalışırlar. Doğulularda ise bu tür determinizme rastlanmaz, onları her olaya bütüncül bakarlar, sürece bakar, ilişki va bağlamı önemserler. Nisbett hemen kitabının başında, bu kitabın yazılmasında esin kaynağı olan bir Çinli’nin sözlerini aktarır, “Biliyor musunuz, aramızdaki fark, benim dünyayı bir çember, sizinse bir çizgi olarak görmeniz.”

Batı  ve Doğu  felsefesi karşılaştırılırken su yüzüne çıkmış temel farklılıklar üzerinden hareket ediliyor; Yunanlılar geometride, Çinliler aritmetik ve cebirde daha başarılı; doğulular olaylar arasındaki ilişkiye daha iyi farkederken, batılılar nesneyi çevresinden bağımsız düşünme yeteneğine sahipler;  doğulu çocuklar fiilleri daha önce öğrenirken, batılı çocuklar isimleri daha önce öğrenirler; doğulularda kollektif eyleyenlik ve uyum ön plandayken, batılılarda bağımsız bir birey olarak başarılı olmak mutluluğun ölçüsü sayılıyor; doğulular nesneye, batlılar da maddeye dikkat çekiyor vs…

Doğulular, batılılardan farklı olarak mutlak doğru ya da mutlak yanlış diye bir sonuca varmazlar, doğulular daha ziyade ‘orta yol’u bulmaya çalışırlar. Kitapta anlatılan şu hikaye bu bakımdan dikkatimi çekti, atı kaçan köylünün hikayesi: Köylüler atı kaçan köylüyü teselli etmeye gelirler, köylü ‘neyin iyi neyin kötü olduğunu kim bilebilir’ cevabını verir onlara. Bundan sonra, at tüm aramalara rağmen bulunamaz, fakat bir gün at geri döner hem de yanında bir vahşi atla. Tebrike gelen köylülere ‘neyin iyi neyin kötü olduğunu kim bilebilir’ cevabını verir köylü. Bu seferde oğlu olan genç, vahşi ata biner ve ayağı kırılır. Teselliye gelen köylülere, ‘neyin iyi neyin kötü olduğunu kim bilebilir’ der.  Daha sonraki günlerde imparatorun askerleri, köyde sağlıklı olan gençleri askerlik hizmeti için toplar. Bu sayede köylünün oğlu kurtulur. Ve hikaye böyle bir döngüyle devam ediyor…

Batılı için liyakat, kariyer amaç iken, doğulu için bunlar üyesi  olduğu grubun hedeflerine ulaşmak için birer araçtır. Batılıların, doğulular için “dışarı çıkan çivi geri çakılır” önyargısı nisbeten geçerlidir. Doğulular için, “Ben’in kutsal amacı, üstünlük veya benzersizlik yaratmaktan çok, destekleyici toplumsal ilişkiler ağı içinde uyum kurmak ve kolektif amaçları geliştirmekte kişinin kendi rolünü eksiksiz oynayabilmesidir,” ifadeleri kullanılıyor.

Batılılar kategorileştirmeye, sınıflandırmaya meyilli iken, doğulular kategoriye değil, daha ziyade ilişkiye ve bağlama bakıyorlar. Örneğin, hem batılılara hem de doğululara bir tavuk ve bir ot resmi gösterilmiş, daha sonra bir inek resmi gösterilmiş, her iki gruba da ineği, ya tavukla ya da otla eşleştirmeleri istenmiş. Batılılar ineği büyük oranda tavuk ile  eşleştirirken, doğuluların neredeyse tamamı ineği otla eşleştirmiş…

Sonuç olarak Nisbett, her iki tarafın da diğerinin düşünme biçimini öğrenmesi gerektiğini söylüyor. Ama sanki batılıların doğululardan öğrenmesi gereken daha fazla şey olduğunu ima ediyor..

Reklamlar