Saat Kulesi

Gölge Konuşuyor:

Benim kadar Refik Algan’ın öykülerinden hoşlanan var mıdır? Bilmiyorum, belki vardır, ben karşılaşmadım. Bir iki tane öyküsever dostum var onlara tavsiye etsem mi? Ya da boş verelim, büyü bozulmasın. “Beğenmedim”, “idare eder”, “fena değil” gibi dönütlerle karşılaşmak istemiyorum çünkü. Gerçi bu öykü kitabında yazarın okuduğum diğer öykü kitabına göre biraz hayal kırıklığı yaşadım. Yanlış anlaşılmasın kalitede bir eksilme yok. Sadece yazar beni diğer öykü kitaplarında bazı öykü tiplerine alıştırmıştı. Mesela ünlü bir tablodan bir öykü devşirme, yoktu bu kitapta. Mesela “anlatmak istemediğim öyküler” başlığındaki öyküler yoktu burada. Gerçi Saat Kulesi’nin sonundaki öyküler bu son dediğim öykü tipine uyuyor biraz.saat kulesi 001

Kısa notlar dediği öykücükler vardı yalnız. Daha ziyade durum öyküleri şeklindeki bu öyküler kısa film tadında aynı zamanda. Evet Refik Algan’ın elinde ressam fırçası ya da fotoğraf makinesi var diyebiliriz. Ya da projeksiyon. Rastgele dolaştırıyor projeksiyonunu. Nedense sıradan olan bu görüntüler zihinde kazınacak fotoğraflara dönüşüyor.

Ve otuz yedinci sayfada ilk uzun metrajlı öyküsünü sahneliyor Refik Algan: Soytarılar Bayramı. Sahnelemek yanlış değil. Refik Algan bize tiyatro sahnesindeymiş gibi sesleniyor. Böyle bir şey denemiş bu seferde yenilikçi öykücü. İlerleyelim biraz. Çıplak Bir Gecede’de karşımıza mutlu bir insan çok, hayattan zevk almasını bilen biri. Çıplak bir gecede neler götmüyor ki? Tablolar, filmler, kitaplar, filozoflar, mitolojik kahramanlar…

Ahşap Evin Sokak Kapısındaki Delik. Klasik bir öykü aslında. Hani bir anda bir hançer darbesi gibi sonuçlanan öykülerden. sevgilim.doc. Hahaha! Eleştirelliği üzerinde ustanın galiba. Pamuk ipliğinde ilişkiler. İnternet çağı, format çekmek, geri dönüşüm kutusu vs… Kavramların ikili anlamı. Kinaye yapmış burada yazar.

Öykülerin kadınları var bir de. Üç öyküden birlikte bahsedeceğim. Üç kadından: Safiye, Sevim ve Suzan hanımlar. Üçü de farklı öykülerin karakterleri. Üçü de yalnız. Safiye yavaş yavaş delirmenin, Sevim delirmeye az kaldının, Suzan delirmiş olmanın öyküsü. Suzan’ın öyküsünü kurmayı okura bırakıyor tabii ki yazarımız. Doğrusu bu çünkü. Sonuçları görüyoruz biz sadece. Safiye’nin öyküsü melodramın sınırlarında dolaşsa da esasında absürt kuramına daha uygun. Sevim’den bahsedilirken de o hayatındaki eksilmenin bir kısmı da bize aitmiş gibi düşünmekten alamıyoruz kendimizi.

Refik Algan bu kitabı ile Sait Faik Hikaye Armağanı’nı almış. Bence en çok başkan olacak çocuk Arslan’ın öyküsünün payı fazla. Mitler ve efsanelerden yararlanıldığı gibi, Lacancı psikanalize de örnek oluşturacak bir “metin”. Yine eleştirellik de var bu öyküde. Ya da didaktiklik. Ekran’a karşı Kalem’in zaferi… Tv Vericileri de orijinal bir hikaye. Bir düş. Bir hayat kadını ya da hayal kadının düşü.Öyle böyle bir düş değil. Hem çok derin, hem de çok yüksek…

Gizemli Konuk gizemli bir öykü değil aslında. Tuhaf yanlarımız var bu öyküde. Sonu “çok şükür” ile biten caz konseri gibi. Karşıt tezlerden sentez yapma özelliğimiz…

Çevreci öyküler de var. Betona karşı bostanı savunan Mısır Püskülü. İyi de bu beton daha temizdir diyen dalkavukları ne yapmak lazım… Şöyle düşünüyorum da Sevim’in ki de bir çevre öyküsüydü. Bahçe ev apartmana karşı burada.

Turunçlar ve Kocaman Lahanalar bir aile trajedisinden sevimli bir öykü yaratılmış. Öykünün babaları ölmüş sevimli dört çocuğu sayesinde. Annenin, babasızlığı, baba varmış gibi zekice yönetmesi. Ne var ki bir gece ansızın kapıyı vuran Deli İbrahim bu güzelim öyküyü yapıbozumuna uğratır…

Bir Şahmeran öyküsü olan Belki ve Hz. Süleyman’ın yüzüğü işte gizemli öykülere örnek verebiliriz. Bir ve Tek bir şeyi öyle çok sevmeniz durumunda musallat olmuş olan lanet kalkacak. Bir de yolunuzu kaybediyorsunuz. Çıkış ancak başlangıç ve sonun Bir olduğu noktadır. Bilmem anlatabildim mi?