Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz

Gölge Konuşuruz:

Aynı isimli bir öykü var, ancak sanki aşk her bir öyküye sinmiş. Kitaba ismini veren öyküde kardiyolog olduğu için aşk ile ilgili konuşmayı kendinde hak gören kişinin aşk anabilim dalı başkanıymış gibi söylediklerini dikte etmesi kimseyi memnun etmemiştir. Ben de oldum olası aşk ile ilgili böyle köşeli sözlerden haz etmemişimdir.

Aşkın tüm öykülere sindiğini söylerken sınırlarını genişletiyorum. Öyle romantik, cıvık cıvık aşkı da söz konusu sınırların dışında bekletiyorum. Her şeye kadir aşk gibi abartılı ifadelerden kaçınırım hep. Carver’ın öykülerinde aşkın bu bakımdan yetersizliği söz konusu. Zira öykülerde aşk destekler sayesinde güçleniyor: Kimi zaman dostlar, kimi zaman düşmanlar, kimi zaman kumarhaneler, kimi zaman da sümüklüböcekleri en önemli destek. Aşıklar kendini kapatmıyor, tehlikeli makinelere dönüşmüyor bu bakımdan. Kendi dışındaki dünyanın da farkına varıyorlar.

Birbirlerine çok aşık ve birbirlerine biraz aşık olmak üzere öykülerde birçok çift var. Aşk düzeyleri arasında mesafe değişiyor olması aşkın sınırlarını genişletmiş ya da aşkın birden çok tanımı olabileceği tartışılır, ya da aşkı konuşmaya hiç gerek yok, bu onu zorlaştırır çünkü.

Kardiyolog Mel gibi aşk ile ilgili köşeli laflar söylediğim sanılmasın çünkü ben salt öykülerin ışığında aşkı konuşuyorum. Mel gerçekten sevimsizdi. Böylelerine aynayı tutmak lazım, çoğu zaman farkında değillerdir ya da farkındadırlar ama bir şeyleri gizliyorlardır. Öykülerde çok fazla gerginlikler var bu bakımdan. On yedi ve on sekiz yaşında birbirlerine çok aşık olan çift bile evlendikten sonra bazı sıkıntılar yaşıyor nedense. Burada bildik klişeyi tekrarlayalım: Evlilik aşkı öldürür. Sadece gerginliklerle kalınmıyor, ayrılma ve barışmalar, terketmeler de oluyor. Kimi zaman Bir Şey Daha’daki gibi hiç de kibar olmuyor bu sıkıntılar. Bildik İşleyiş’teki gibi insanın içini cız eden terketme biçimleri.

Aşk dışında başka şeyler de konuşuluyor öykülerde. Huzur adlı öykü bu bakımdan orjinaldi. Ne huzuru diye düşünüyor insan bir kaşık su da fırtınalar kopulduğunu görünce. Huzursuzluk demek daha doğru. Huzur adlı öyküde berber dükkanlarındaki en gergin tartışmaya sahne olunmuştur kuvvetle muhtemel. Burada karakterlerin nevrotik yapısı da gerilimin düzeyini arttırmış şüphesiz. Babamın Canını Alan Üçünce Şey’de bir zamanlar hayatınızda önemli yer tutmuş birinin ölümünü zihinden atamamanın hazin hikayesi var. Vizör adlı öyküde ise protez elli fotoğrafçı dikkat çekiyor.

Öyle çok fazla betimleme ve çözümlemeye ihtiyaç olmamış öykülerde. Durumlar ve konuşmalar öykünün bildik”gedik” yönünü yerine getirmede, ele vermede önemli bir misyon yerine getirmişler. Bu bakımdan Carver Trük öykücülüğünün Amerikan şubesi. Diliyorum ki Carver’a verilen değer birçok değerli Türk öykücüye verilir önümüzdeki zaman zarfında…