Gümüş Damacana

Gölge Konuşuyor:

Soğuk Duvarlar. Bir adam ve bir kadın öpüşeceklerdir. Her gün bilmem kaç kişinin yaşadığı bir iş. İkisi de öpüşmek istiyor. Ama kadın sadece öpüşmek istiyor. Adam (çocuk da diyebiliriz) büyüyü bozacaktır. Öpüşmek. sadece öpüşmek, tek bir defa istemek istemek o kişiyle. Mümkün neden olmasın. İnsan ilişkileri işte…gümüş 001

Kendine Ait Bir Vizon. Bizde “dost kazığı” diye bir deyim vardır. Belki de Amerika’da bu deyimin yerini tutan başka bir söz vardır. Yıllarca öve öve bitirilemeyen bir “dost.” Kazık atan dost mudur gerçekten. Bir zamanlar dosttu belki de. İnsanlar değişiyor gerçekten. Koşullar değiştiriyor insanlar. Özellikle kapital merkezli dünyanın küçümsenmeyecek bir gücü vardır. Yine de dostluğu kurtarmak adına bazı riskler alınmalıdır. Çok umutsuz olmamak lazım…

Şeylerin Biçimi. Memleketimden insan manzaraları. Savaş dönüşü bir trenin yemekli vagonu. Bir kadın,bir kız ve bahriyeli kocası, zenci garson ile onlara sonradan katılmış sinirleri altüst olmuş bir onbaşı. Onbaşının hali hepsinin dikkatini çekiyor. Sanki yaraların sarılması biraz zaman alacak…

Gümüş Damacana. Amerikalılar ilginç insanlar gerçekten. Abartmayı seviyorlar. Mucizelere inanıyorlar ya da bir şeyleri mucize olarak görmeye bayılıyorlar. Sizin benim o kadar da değil dediğimiz bir duruma tamamen kilitlenebiliyor tüm Amerikalılar.

Miriam. Dickensvari bir öykü. Mrs. Miller’ın hali bana Noel Şarkısı’ndaki Mr. Scrooge’u hatırlattı. Bir ara öykü gizemli hal alır gibi oluyor. Belki de hallüsinasyon, illüzyon falandır her şey. ya da her şey gerçekten olmakta belki de.

Benim Açımdan. Öykü baştan sona bir başkası tarafından başka türlü anlatılabilirdi fikri uyandırıyor. Bunu anlatıcı kendi ağzıyla söylüyor. Öldürülmek istenmesinin ardında tek bir neden var onun kelimeleriyle: Kıskançlık. Tabi bir de karşı tarafı dinlemek lazım. Okura yargıçlık misyonu bağışlayan bir öykü.

Preacher Efsanesi. R’leri söyleyemeyen artık  kulübesinde yalnız yaşayan yaşlı Preacher’ın trajedisine şahit olacağız. Ölüm korkusu içinde yaşayan Preacher her davetsiz misafiri azraili sanmakta, her yabancı karşısında şeytan görmüş gibi davranmakta…

Gece Ağacı. Fruedyen bir öykü. Bilince çağrılan anılar. Oysa üç kişi arasında eğlenceli bir ikili konuşma. İki kadın konuşuyor. Adam sessizliğiyle katılıyor onlara. Sağır ve dilsiz adam bakışlarıyla kıza göre daha fazla şey söylüyordu.

Başsız Atmaca. Yine deşilen bilinçdışı var. Ne var ki, burada katharsis felsefesi aracılığıyla gerçekleşiyor. Başsız bir atmacanın olduğu resim önce arındırıyor, sonra da mutluluk getiriyor. Betimlemeler, kahramanın kendine dönmesi, kızın gizemi: on numara bir öykü.

Son Kapıyı da Kapa. İyi olmak-kötü olmak ikiliğine farklı bir bakış. Kişi niye iyidir? Niye kötüdür. Kalbinde iyilik ya da kötülük olduğu için mi? Öyküye baktığımızda bunun kalp ile pek ilişkisi yok. Kötülük bazen nasıl iyi olacağını bilememektir. İyilik bir yetenektir. Kötü neden kötü olduğunu, neden sevilmediğini idrak edemiyorsa bu böyledir…

Doğum Günlerinde Çocuklar. Karakterler o derece kanlı canlı olunca, üstüne dilin kıvraklığı eklenince olay örgüsüne pek gerek kalmıyor. Bir trafik kazasıyla başlıyor öykü. Doğduğu günde trajik ölüm. Sonra on yaşındaki Bayan Bobbit’in mutluluk içndeki son anlarına gidiyoruz. Sevimli biri Bayan Bobbit, sevimli olduğu için de hareketli. Preacher Star da hareketli, ama o sinirli ve sevimsiz. Billy Bob’un pozitif enerjisine rağmen Preacher bir gerilim unsuru olarak öyküde hep var….

Acıların Efendisi. Sıradan olanlar kötüdür, sıkıcıdır. Farklı olanlar iyidir, eğlencelidir. Bu düşünceler her zaman doğru sonuçlar vermeyebilir. Söz konusu düşünceleri doğru saymak bir hikaye anlatıcısının işine gelir. Muhabbeti başka türlü kuramaz hikayeci. İlginç, farklı kişiler, olaylar, durumlar, fikirler ortaya atınca ancak meraklı gözlerle karşılaşabilir. Capote öykülerin çoğunu bu düşünce üzerine kuruyor. Öykünün merkezindeki Sylvia da bu bakımdan Estelle gibi epey bir zaman geçirdiği birini sırf sıkıcı, sıradan olduğu için hayatından çıkarıyor Yerine Oreilly gibi palyaço eskisini koyuyor. Estelle, Sylvia’ya erkek arkadaş bulmaya çalışıyor, evlendirmeye çalışıyor. Estelle, Sylvia’nın tekin olmayan karanlık sokaklarda dolaşmasını istemiyor. Kendisi de Sylvia gibi rüyalarını satan Oreilly ise Sylvia ile birlikte karanlık sokaklara dalma konusunda onun kadar istekli.. Bir avuç güvenlik yüzünden hayatı zehir etmenin anlamı yok…

Kelepir. Kendine Ait Bir Vizon ile birlike düşünülmesi gereken bir öykü. İki öykü birbirinin antitezi gibi. Capote sanki, ben sadece hikaye anlatıyorum diyor. Dost alışverişlerinin birincisinde bir değeri kalmamış vizon fahiş fiyata satılırken, ikincisinde ata yadigarı manto sadece elli dolar etti…

Elmas Gitar. Hapishane. Tabi Victor Serge’nin İçindekiler’ini okuyunca tüm hapishane öykülerinin gerçek dışı olduğunu düşünmek normal. Ama hapishaneyi bir doğal mekan değil de, hikaye kurmak için eğreti bir yer olarak da düşünebilirz. Öykü özelinde düşündüğümüzde haliyle hapishanenin yerine başka bir mekan olabileceğini düşünebiliriz… Yanlış anlaşılmasın bu söylediklerimi öyküyü küçümsemek için söylemiyorum. Öykü gayet başarılı. Çok iyi çizilmiş iki karakter var. Capote bu iki karakteri ve birbirlerine olan azıcık şüphe barındıran bağlılığı iyi anlatmış…

Çiçekten Ev. Bizim edebiyatımızda da sıkça işlenen konu. Çocuk gelinler. Koca, kaynana ve kayınpederden görülen şiddet. Bana Bekir Yıldız’ın Bozkır Gelini adlı öyküsünü hatırlattı. Bu kitaptan sonra da Bekir Yıldız okuyacağım için hazırlık babında okumuş oldum öyküyü…

Bir Noel Anısı. Yedi yaşındaki bir çocuğun zihninden yansıyor hikaye. Çocukların arasında epey zaman geçiren biri olarak hikayecinin bir çocuk olduğuna ikna olmamış olsam anlatımın gücü bu küçük kusuru görmezden gelmeme neden oluyor. Hem zaten Capote çocuk öyküsü diye yazmamış öyküyü. Çocuk karakter yani Buddy (aslında gerçek adı bu değil, kuzeni onu şu anda hayatta olmayan dostunun adıyla hitap ediyor) ile altmışlık kuzeni bir de köpek karakter Queenie arasındaki dostluk ve kardeşlik bağları işleniyor. Başkaları da var. onların da çorbada tuzu biberi var. Bir noel eğlencesi bahanesi ile bu kardeşlik duygularına şahit oluyoruz…

Cennet Yollarında. Evlilik teklifleri beni heyecanlandırmaz. Çiftlerin evlenmesi de öyle. Evlilik ve nikah törenleri de en son gitmek istediğim etkinliklerdir. Ama bu demek değildir insanların çift olmasını önemsemiyorum. Önemsediğim gibi beni sevindirir de. Evlilik ise gereksiz bir teferruattır benim için. Ama öyküdeki evlilik teklifi beni heyecanlandırdı işte.  Artık ölüm ilanlarını verecek insanların evlenmesi gerçektin tatlı bir sürprizdir…

Şükran Günü Gelen Konuk. Kutlamalar, önemli günler çok işleniyor. Hikayeler genelde bu tür günlerde cereyan ediyor. Daha inandırıcı oluyor böyle. Bayramlar ve kutlamalar anı dağarcığımızda önemli bir yere sahiptir… Capote de Faulkner gibi karakter israfı yapmıyor galiba. Aynı karakterler farklı öykülerde var. Buddy yine karşımıza çıkıyor. Buddy’ye dikkat çekici bir karakter eşlik ediyor: Odd. Odd gibi çocuklar var hep. İşi gücü bir başkasını rahatsız etmek, oyunbozanlık yapmak. Niye böyle bu çocuklar muamma. Belki de bu şekilde var olabildikleri için böyle. Odd ve Preacher gibi yaparak belki de kendilerini mukayese edenlerden intikam alıyorlar…

Mojave Çölü. Düşünüyorum da, edebiyatçının tek beslendiği damar edebiyat değildir. Başka disiplinlerin de edebiyatçının edebiyatçılığını büyüttüğü düşüncesindeyim. Örneğin Capote sosyoloji okumuş mudur diye düşündüm bu öyküyü okurken. Muhtemelen Georg Simmel’i biliyordur Capote. Çünkü tek tek bireylerin nasıl grup olduğu, toplumsal yapının nasıl evrilidiğini ve  tüm bunların nasıl dağıldığını…

Bir Noel. Öykü kitabı diyoruz, bir iki rötüş ile çok rahat bir romana dönüşebilirmiş. Ortak karakterler var. Mesela Buddy bir çok öykünün baş karakteri.  Onun olduğu her öyküde yaşamından bir kesit var. Mesela bu son öyküde ilk defa onun anne babası hakkında malumat sahip oluyoruz…