İt Kopuk Takımı

Gölge Konuşuyor:

Bu romanın ne anlattığından çok ne hakkında olduğundan bahsedebiliriz. Bir odağı var mı emin olamıyorsunuz. Çünkü odak olarak düşündüğünüz noktadan kimi zaman çok uzaklaşıyor hikaye. Sonlara doğru bu odak olduğunu düşündüğümüz noktaya gelmiyor ayrıca, sadece yakınlaşıyor. Tabii tüm bunlar romancının bilinçli tercihidir.

Basit bir anlatım var, sade demek daha doğrusu. Anlatılan her şey anlaşılıyor. Ne var ki, sözle yaratılmış bir güzellik yok. Ama çok yerinde tespitler oluyor zamanın ruhuyla ilgili yer yer. Manadaki derinliğin peşinden giderken de sürekli bir şeyler kaçırıyor muyum hissiyatında oluyorsunuz. Bu da aslında belli okur alışkanlıklarınızın kimi zaman okuma serüvenine engel teşkil ettiği anlamına gelir. Derinliğin keşfi güzel bir duygu ama bu derece işin arkeolojisine girince zevkten ziyade okuma ediminin işe dönüşme olasılığı doğuyor.

Müzik piyasasından açıldı hikaye, sonra dallandı budaklandı. Tavşanın suyunun suyu. Değişik bir anlatma tekniği. Ayfer Tunç’un bir Deliler Evi’ni aklıma getirmiş olsa da, böyle çeşitli hikayelerin birleştiği, birbirine dolandığı Amores Perros gibi filmleri de aklıma getirdi. Romancının hedefinin eserine dünyayı sokmak olduğu bu yayılmadan anlıyorsunuz.

Günümüzün dünyasının bu şekilde hem kaybolmaya, hem de görünür kılmaya dair seçeneklerinin de bolca olduğu çıkarımında bulunmak da mümkün. Örneğin Facebook sayesinde eski dost-yeni dost kavramları da tarihe karışmış. Bazen Scooby gibi veri tabanın altında unutulan karakterler olabilir. Hareketli, beğenili bir yaşamın ne kadar tercih edildiğine bağlı bu da. Kısacası dünyayı bir sirk yeri gibi düşünebilirsiniz. Gelip geçiciliğin süresi de iyice kısaldı. Bazen önemli ikonlar daha kısa sürede unutulabiliyor.

Jennifer Egan’ın yeterince anlaşılmamış olsa da takip edilesi bir yazar. Dokunduğu konular ve farklı anlatım biçimi sayesinde çok büyük romanlar yazmaya aday. Romanın önemli bir bölümünün power-point formatında yazılması da bunun göstergelerinden…