Soğuk Yakınlıklar

Gölge Konuşuyor:

Olumsuz eleştiri yapmak istemem, sabrımı taşırmasınlar yeter. Kitabın alt başlığı Duygusal Kapitalizmin Şekillenmesi. Duygusal kapitalizm ne? Böyle bir şey yok. Kitapta bahsedilen de duygusal kapitalizm değil. Birincisi iş yeri stresi ve çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle emekçilerin (onlar çalışan diyor ama ben emekçi ya da işçi demekte ısrarlıyım) itidallı davranması ( ne tepkisiz kalacağız olumsuzluklara karşı, ne de aşırı tepki göstereceğiz) ile ilgili yapabilecekleri, ikincisi duyguların televizyon, internet, sosyal medya, çalışma hayatı ve destek grupları sayesinde metaya dönüşmesi, üçüncüsü de duyguların bu türden kullanımı nedeniyle yeni anlamlar üretilmesi.

Öyle bir giriş yapıldı ki, sanki duygular sayesinde kapitalist üretim ilişkileri gelişiyor. Duygu mu istek mi anlamadım. Nihayetinde kapitalizm bireylerin değil bir sınıfın uygulamasıdır. Dolayısıyla bu konu daha ziyade iktisat tarihini, ekonomi-politiğin eleştirisini ilgilendirir. Psikolojiden çok sosyoloji ilgilenir bu konuyla ayrıca. Doğrusu Weber ile Freud’un aynı karede bu derecede olmasını yadırgadım.  Ama kapitalist bireyin ruh hali söz konusu olduğunda “arzu” ve “meta fetişizmi” daha doğru kavramlar, duygu değil. Her iki durumun da duyguyla akrabalığı var ama bire bir aynısı değildir.

Duyguların metalaştırılması, ambalajlı bir ürüne dönüştürülmesi ve bu durum üzerinden yeni anlamlar üretilmesi; özellikle sosyal medya ve internet yüzünden romantik duygulara ket vurulması ve fantezilerin serbest bırakılması konusundaki tespitleri yerinde buldum doğrusu. Bunun yanında kişinin işiyle kurduğu ilişkiye değinmeleri kişisel gelişimin nahoş tadındaydı. Bir kere kapitalizmin ve üretimin, iş organizasyonun olduğu yerde iş bölümü vardır ve dolayısıyla hiyerarşi vardır. Bu durumda kişinin işiyle uyumu ile ilgili sıkıntıları ya da uyumsuzluklar karşısında itidalli olmayı beklemek tüm pislikleri halının altına sürmek demek. Düşünsenize bu derece detaylı bir çalışmada mobbingin hiç lafı bile edilmiyor. Direnişin de… Richard Sennett, Andre Gorz ve Joel Kovel gibi adamların hayatını adadığı, işin birey üzerindeki olumsuz etkileri, konusu geçiştirilmiş gibi.

Böyle yerleşik bazı anlatılara karşı, insanların kafasında şüphe uyandırıp bırakıp gidemezsiniz. Eğer pedagogsanız öğretmeye çalışıyorsunuz anlamına gelir bu, anlayış gösterilebilir. Bir edebiyatçıysanız da anlayış gösterilebilir, çünkü lafın tamamını söylememenizi doğal karşılarım. Okuru krize sokmak doğru sonuç verebilir bu alanda. Ama somut dünya ile ilgili tespitlerde beni bir sis perdesiyle başbaşa bırakamazsınız. Çünkü insanlar ne olursa olsun şüpheyle yaşamak istemez, madem ki bu konulara giriyorsunuz sizin de işiniz söz konusu şüpheleri gidermek. Neymiş efendim popüler metinler girift, belirsiz ve çok anlamlıymış. Sonuçta ne diyeyim, kafa bulandırmanın ve sinikliğin adı “eleştirel teori” olmuş…