Portekiz

Gölge Konuşuyor:

Size şimdi yeni edindiğim çizgi-roman (grafik-roman) okuma alışkanlığımdan bahsetmek isterdim ama böyle bir şeyin gerçekten var olduğuna dair şüphelerim var. Çünkü bu okuduklarım daha ziyade edebiyatın çizginin imkanlarını kullanarak kendine yeni bir kanal açması olarak da değerlendirilebilir. Belki de gerçekten böylesine güçlü bir damar vardı da ben farkına varamadım…

Özgün, değişik, dikkat çekici bir eserle karşı karşıya kaldım. Sözler ve çizgiler acayip uyumluydu, renklendirme inanılmaz. Kalbe dokunan bir hikayeydi anlatılanlar. Sınırlar yüzünden ikiye ayrılmış göçebe kalpler. Çok da kendilerinin bir yere ait hissetmiyorlar. Hem yaşadıkları yerde hem de gurbette sürgünde hissediyorlardı. Simon Muchat ya da Mucha kendini böyle hissediyordu. O hissediyordu da ailesi ve akrabaları hissetmiyor muydu?

Aslında edilgin bir karakter Simon. Savrulmalardan ibaret onunkisi. Ekonomik sıkıntılar içindeyken bile kaçınılmaz olarak kimlik bunalımı yaşıyordu. Onun hikayesine üç farklı bakış açısıyla şahit oluyoruz: Simon’un, babasının ve artık hayatta olmayan büyükbabasının. Babasının bakışı köprü vazifesi görüyor büyükbabasını hiç tanımamış olan Simon için. En sonunda bu üç bakışta birleşiyor Simon’da. Tüm kuşağı temsilen Simon’un artık tam bir tarih bilincine de sahip olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda da pek de bilmediği orijinini de keşfeder ona anlatılanlar ve Portekiz macerası sırasında. Melez bir kimlik edinmenin ötesinde evrensel bir kimliğe sahip olacaktır.

Bir düğün hasebiyle on beş yıl sonra bir araya gelmiş iki ailenin ( Simonlar ve amcasının ailesi) şarabın etkisi sayesinde yavaş demlenerek tüm geceye yayılan muhabbetlerinin olduğu uzun sekans da etkileyiciydi. Simon’daki uyanışın zirveye çıktığı bu sekansta karakterlerin ruh haline uygun çizgi ve renklendirmeler tek kelimeyle muhteşemdi. Bunun yanında bir çok hoşluk vardı hikayede. Sözgelimi aslında Fransızca bilen bahçıvan kadının, portekizceyi bilmeyen Simon ile ısrarla Portekizce konuşması. Bunu da sırf Simon kendi ana dilini öğrensin diye yapması ve Simon’un bunu sonradan öğrenmesi…

Karakarga ve bu işten ekmek yiyen birkaç yayınevinin de emeğini görmezlikten gelmemek lazım emekçi bayramının hemen akabinde. Bende işlerini kusursuz yaptıklarına dair inanç var