Kahramanın Doğuş Miti

Gölge Konuşuyor:

Yüz on sayfalık kitabın ilk yetmiş beş sayfasında kahramanların hikayeleri özetlenmiş, mitlerin yorumlanması ise son otuz beş sayfaya bırakılmış. Bu bakımdan kitabın yetmiş beşinci sayfadan sonra başladığını söylersek yanlış olmaz. Özetler doğaları gereği eksik ve hızlı olduğu için okuma zevki vermiyor. Yine de kahramanlar ile ilgili bilgi eksikliği giderilebiliyor, aynı zamanda hikayelerin birbirine benzerliği ifşa ediliyor. Kahramanlar kimler pek: Sargon, Musa, Karna, Oedipus, Paris, Telephus, Perseus, Gılgamış, Kiros, Tristan, Romulus, Herkül, İsa, Siegfred, Lohengrin. Ayrıca kahramanın hikayesinin sonunda ona çok benzer bir başka hikaye eklenmiş. Örneğin İsa’nınkisini bitirirken onunla benzerlikler taşıyan Buda’nınkisi eklenmiş.

Destanların benzerlikleri ve ortak unsurlarını Rank, yorum kısmının hemen başında özetlemiş: “Standart destanın kendisi şu taslağa göre açıklanabilir: Kahraman en seçkin anne babanın çocuğudur, genellikle kralın oğludur. Kökeninde dış yasak ve engellere bağlı olarak,ilişkiye girememe, uzun süreli kısırlıklar ya da ebeveynlerin gizli cinsel istekleri gibi zorluklar vardır. Hamilelik öncesinde veya sırasında, bir rüya ya da kahin şeklinde bir kehanet ortaya çıkar; bu kehanet, onun doğuşuyla ilgili uyarıda bulunur, ve genelde babayı (ya da temsilcisini) tehlikelerle tehdit eder. Genelde bir kutunun içinde suya bırakılır. Sonra hayvanlar ya da alt sınıftan birileri tarafından (çobanlar) kurtarılır ve dişi bir hayvan ya da mütevazi bir kadın tarafından emzirilir. Büyüdükten sonra seçkin ailesini oldukça becerikli bir şekilde bulur. Bir yandan babasından intikamını alır, diğer yandan kendini kanıtlar. Sonunda sınıf ve onurunu elde eder.” Şunu tekrarlayalım bu genellemeler uymayan bazı ekstrem durumlar var. Gılgamış’ın dağa bırakılması ve kartallar tarafından beslenip büyütülmesi gibi…

Aslında tüm bu mitler, tüm bu romansların çocukluk fantezileri olduğunu yorum kısmından öğreniyoruz. Tüm bu anlatı külliyatı özetle oedipal bir dışavurumdan öte bir şey değil. Babaya ya da zalim otoriteye ders verme ya da ideal bir şekle dönüştürme çabasıdır. Nihayetinde tüm bu anlatılar kahraman merkezli bir hikaye anlatma geleneğine de öncülük etmiş. Günümüz itibarı ile anlatılarda tek dönüşen artık mitolojik kahramanın ve devamındaki romans kahramanının ya da şövalyenin otoritesidir. Bartleby gibi, yeraltı adamı gibi daha gerçekçi karakterler daha çok ilgi görüyor artık. Yine de kahramanın ölümünden bahsetmek mümkün görünmüyor…

Son olarak bu metni bu aralar okumayı düşündüğüm Joseph Campell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı eserine bir giriş olarak, bir ön metin olarak okudum. Hep okumayı ertelediğim bu esere de bir hazırlık yapmış oldum. Önsözde de Campell’ın Rank’ın bu çalışmasına atfettiği değerden bahsediliyor.