Euthyphron, Dinlilik Üzerine

Gölge Konuşuyor:

Bu sefer Sokrates’in karşısında dostu Euthyphron vardır. Dertleşeceklerdir. Taraflardan biri Sokrates olunca dertleşmekle kalmayacakları kesin. Gerçi Euthphron’un Sokrates’ten geri kalır yanı yok. Başlarında benzer belalar var. Euthyphron Atina’nın delisi, Sokrates akıllısı. Sokrates malum, yeni tanrılar zikrederek gençleri zehirliyormuş. Diyalog bu haliyle Sokratesin Savunması’nın tamamlayıcısı gibidir. Euthyphron’un ise davaları bitmiyor. Davalı ya da davacı. Her iki durum adına vukuatları var. Son olarak babasını dava etmiş, bir kölenin ölümünden sorumlu tuttuğu için…tara0003

Sokrates yine kendini savunuyor. Herkese açık ve dostça davrandığını. Bildiklerini herkese karşılık beklemeden anlattığını söylüyor. Sanırım burada taş sofistlere gidiyor. Suçlandığı  noktada, yani görüşlerinin dine aykırı sayıldığı noktada başlıyor tartışmaya. Dine aykırı ne demek yani? Karşıtını zikredyor: Dine uygun olan her şeyin tersi mi yani?

Bu arda Euthyphron da kendini savunuyor. Babasını dava etmesinin dine uygun olduğunu iddia ediyor. Tanrıların hoşuna giden şeylerin dine uygun olduğunu söylüyor. Sokrates’in yüzünde müstehzi bir ifade: Ona tanrılardan örnek veriyor: Zeus’un evlatlarına verdiği acıları, babası Kronos’u sakatlamasını örnek veriyor. Dine uygunluk üzerine demekki tanrılar arasında bile görüş farklılığı var. Şunu mu diyeceğiz yani bu durumda: Tüm tanrıların hoşuna giden şeylerin dine uygundur.

Neyin tanrıların hoşuna gittiğini anlamak da zor. Mesele bir uzunluğun kısa mı uzun mu olduğu noktasında olsaydı, ölçeriz biter. Ne var ki, haklılık ile haksızlık, güzellikle çirkinlik, iyi ile kötü ve hatta dinlilik ile dinsizlik gibi ikilikleri mukayese ettiğimizde birbirlerine üstünlüklerini anlamak zor. Çünkü bu tür şeylerin terazisi yoktur.

Sokrates’e göre şunu da gözden kaçırmamak gerekir: Oluşup ortaya çıkmış şeyler tanrıların hoşuna gittiği için oluşup ortaya çıkmış değil, oluşup ortaya çıktığı için tanrıların hoşuna gidiyor (tümevarım). Dine uygun şey, dine uygun olduğu için tanrıların hoşuna gidiyor. Burada noktayı koyarken “mu acaba?” diyelim yine de, çünkü diyalog devam ediyor, karşıt tezin doğruluğu ve sözüm ona ispatlanan tezin çelişkileri ortaya çıkıyor.

Bir noktadan sonra bıkkınlık ortaya çıkıyor. Dine uygun şeyi tartışmaya değmez diyor Sokrates. Euthyphron çevremizde dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz diyor.Ve arlarında iğneleyici konuşmalar başlıyor. Daidalos polemiği dikkate değerdir bu konuda. Karşılıklı Daidalos suçlamasında bulunur. (Heykelci Daidalos yarı mitolojik bir kişidir,yaptığı heykellerin çok canlı olduğuna, gözlerini açıp kapadıklarına ve hareket ettiklerine inanırdı.)

Diyalog devam etmektedir. Konuyu daha da açar Sokrates. Euthy’ya meydanı kendisine bırakmasını ister, durumu aydınlatacağını söyler. Karşı tarafın bilgisziliğini de doğrudan yüzüne vurmaz, incelikli bir üslup kullanır. Bildiklerini kestirmeden, birkaç kelime ile onunla paylaşmadığı konusunda serzenişte bulunur.

Söz doğru olan şey dine uygun mudur sorusu etrafında döner. Doğrunun tanrılarla ilgili kısmı dine uygundur. Ordan da laf dönüp dolaşıyor, korku olan yerde saygının olduğu noktasına geliyor. İnsanlar tanrılardan korkuyorlar demek ki. Dinlilik bir tür boyunduruktur. Bir bakımdır dinlilik; tanrılara bakım. Peki tanrıların bize iyiliği dokunmuyor mu? Dokunuyor tabi. İyilik eden iyilik buluyor.

Hani düşünceler berraklaştı, kafa karışıklılığı giderildi mi? Hayır? Euthyphron bilmiyor. Sokrates de bilmiyor. O tek bir şey biliyor ama: hiçbir şey bilmediğini…