En Eski Yüz

Gölge Konuşuyor;

Kurmaca yazarı istediği kadar gerçekçi olduğu iddiasında olsun düşselliğin sularına yelken açmıştır çoktan. Ne kadar mimetik olursa olsun kurmaca bir esere düşsellik bulaşır kurmacanın doğası gereği. Ama bunu inkar etmeyen bazı yazarlar, hatta düşsel olduğunu savunanlar eserlerine hem düşsel hem de gerçekçi ögeler katarak okura buyrun burdan mesajı verirler.

Pelin Buzluk da sanki böyle bir zihniyete sahip. Düşsel ve gerçekçi olanı bir arada götürmeye çalışıyor. Okura da bunun ayrımını yapması gerektiği mesajı veriyor. Hatta bazı öykülerde sanki iki ayrı kalem var. Başka Esnada adlı öyküde bu çok belirgin. Polis dayağından üzüm bağına kadar ki süreçte her şey beklenmedik gelişmesinin nedeni gerçekliğin düşlerle kesilmesi. Ortanca Oysa adlı öyküdeki yetişkin düşlerinde kendisini halen çocukluğunda görebiliyor. Ve o günkü hikayenin başka türlü yaşanabileceği hayali var. Yine birçok öyküde buna benzer unsurlar var; ölü baba sanki halen yaşıyormuş, metruk ev halen o cümbüşlü günlerdeki gibi kalabalıkmış gibi boy gösteriyor düşlerde… Uçurum adlı öyküde de daha ileri gidilmiş asıl gerçeklik düşlermiş gibi gösterilmiş….

Bu biçimsel girizgahtan sonra yazarın atmosfer yaratmaktaki yeteneğine gelelim. Örneğin Dördüncü adlı öyküdeki meyhane ortamı bana son derece ikna edici ve fotoğrafik göründü. Gerçekten kadraja tüm ayrıntılar sokulmuş. Meyhaneye girerken tüm ilginin kahramanımıza dönmesi ve sonra yavaş yavaş dağılması… Öykünün sonundaki daha önce şahit olmadığımız bele dolanan kol da öykünün tuzu biberiydi… Ağırlama adlı öyküde ise kapıyı zorlayan abinin yarattığı gerilim verilirken, bazı komik ayrıntılar da serpiştirilmiş. Örneğin bu korku dolu dakikalarda, halannın düdüklü tencere için kırk dakika tutun isteği… Başka Esnada da böyleydi. bağda yaşananlar rüya mıydı gerçek miydi önemli değil ama okurun odaklanmasının önüne geçecek hiçbir şey yoktu. Yine Deray adlı öyküdeki tren sahneleri bana Doktor Jivago filminde gördüklerimi tekrar anımsattı.

Bu bir şeyleri anımsattı, çağrıştırma tüm Türk öykücülüğüne sirayet eden bir şey. Özellikle yaşlı insanlar, çekmeceler, sandıklar, sinema salonları, metruk evler bu amaca hizmet eder… Doktor Jivago çağrışımlı öyküden başka, Su İşi adlı öykü izlediğim iki harika filmi hatırlattı. Birisi Fargo, karlı görüntüler arasında tehlikeyle mücadele eden hamile bir kadın… Bir diğeri de adını hatırlayamadığım bir Fransız filmi. Adam başka bir kimlik kullanarak kendini var etmiş kadınla evlenmiş. Fakat yıllar sonra kadın eşinin başka birisi olduğunu, bir dolandırıcı olduğunu anlıyor…

Bunun yanında öykülerde samimiyet ve sıcaklık var. Örneğin Yaz Geldi adlı öyküde ergen kontrolsüzlüğü işlenmiş ve bir farkındalık yaratılmak istenmiş. Hikayenin bir ergenin ağzından verilmesi de bizlerin ergen sorunlarına daha duyarlı olmamız ve daha dikkatli davranmamız gerektiği sonucu çıkıyor. Onları “erken kaybedenler” doğru olmadığı sonucu çıkıyor…