Huzursuz Ölüler

Gölge Konuşuyor:

Kötüler ve Kötülük’ün üzerinde yaşadığımız gezegenin gerçek kazananı olduğu kesin. Bir banka reklamındaki gibi “iyiler hep kazanır” sloganına inanıyorsanız demek ki siz de safınızı belirlemişsiniz, tıpkı bu romandaki Morales gibi. Kavramların nasıl tersyüz edildiğini distopyalar çok güzel anlatır bize, okuyan bilir. Devletler ve ideolojiler bu konularda oldukça başarılı. Morales de günümüzüde birçok “kötü”nün yaptığını yapıyor, kötünün iyi olduğunu, asıl iyinin, kötü olduğunu bize ispatlamaya çalışıyor. Kötü iyidir. Holivut filmlerindeki birkaç manyağı huzursuz 001saymazsak bu tüm kötülerin mantığıdır. Dolayısıyla kötüler hep iktidardır. İyiler iktidara gelse dahi, iktidarın doğası mıdır nedir onlar da kısa zamanda kötüleşiyorlar. En trajik olanı da insanların çoğunluğunun bu sözde iyilerin yanında saf tutmasıdır. Kötülerin egemenliğini yıkmaya çalışanlar da bu devasa güruh tarafından hain, terörist, işbirlikçi gibi isimlerle yaftalanır. Kimse başkaldıranın neden isyan ettiğini sormaz genelde, özellikle “üçüncü dünya” denilen ülkelerde. Romana baktığımızda Meksika’da bu durumun kısmen aşıldığını görüyoruz. EZLN savaşçıları ya da bilinen anlamıyla Zapatistalar büyük oranda özgürlük savaşçısı olarak kabul görüyorlar. Devlet teröristle masaya oturmayacağına inanan güruha Zapatistaların Meksika’da büyük bir caydırıcı gücü olduğunu hatırlatalım. Sivil toplum kuruluşlarına göre gücü çok daha fazla.

Bu uzun girizgahtan sonra okuduğumun bir siyasi romandan ziyade bir polisiye roman olduğunu itiraf edeyim. Siyasi polisiye demek daha doğru sanki. Çünkü polisiye romanlarla kurduğumuz  “katil kim?” sorusu temelindeki ilişkiyi  bu romanla da kuruyoruz. Aslında katilin kim olduğu belli. Bizdeki taze eylemlerdeki gibi “katili biliyoruz, hesabını soracağız” sloganının yarattığı ruh haline benzer bir durum söz konusu. Cinayeti soruşturanlarda, soruşturulanlar da emin, ve hatta bu romanı okuyan bizler de katilin kim olduğundan eminiz. Sorun katili enseleme sorunu. Onu suçlayak ipuçlarını bulmak gerekir bu bir, ikincisi ise diyelimki yeterli delile sahibiz bu seferde katili yakalama sorunu var. Yukarıda da anlaşılacağı üzere katilin adı belli: Morales…

Daha önce iki kişinin birlikte yazmış olduğu bir roman okuduğumu hatırlamıyorum.  Bu bir ilk benim için. Roman sanatı için de bence güzel bir deney. Romanın iki yazarı var. Yazarlardan biri polisiye roman yazarı Paco İgnacio Taibo. Lafı aslında diğer yazara getirmek istiyorum. Subcomandante Marcos’a. Yakınındakilerin kısaca sub dediği Türkçeye Komutan Yardımcısı Marcos diye çevireceğimiz yazara. Marcos bilindiği gibi Zapatistaların lideri. Peki neden kendisine yardımcı deniliyor? Çünkü komutanlık sadece hareketin kurucusu Emiliano Zapata’ya bahşediliyor… Evet Marcos roman yazmış, üstelik polisiye roman. Ben eminim bizdeki bir çok sol görüşlü insan bunu yadırgayacaktır. Solcu bir liderin polisiye roman yazması da ne? Bu düpedüz revizyonistliktir, oportunistliktir, zarttır zurttur… Paco ve Marcos romanı birlikte yazmışlar. bir bölümü o bir bölümü bir bölümü diğeri yazmış. Ama sanki birçok noktada birlikte karar vermişler. Çünkü romanda bütünlük sorunu yok, herhangi bir tutarsızlık da yok, belki Türk okuru için Meksika tarihi ve ismini duymadığı özel isimler bir miktar sorun yaratabilir ama roman gayet akıcı.

Ben romanın adanmış bir eser olduğunu düşünüyorum. Che ve hunharca katledilmiş birçok devrimciye adanmış bir roman. Onlara hediye bir roman. Katillerinden hesap sorulması, en azından itibarsızlaştırılması yönünde atılmış bir adım gibi. Romanda söylendiği gibi Kötü ve Kötülük’ten hesap sorulması ile ilgili bir plan bu. En güzeli de bunu bir kurguya yedirtmek. Soğuk ve sıkıcı da değil. Akıcı ve mizahi. Güldüren yerler çok. Mesela romandaki Rus ve Çinli çok komik. Sadece şunu söyleyeyim. Zapatistalara katılmış bu iki şahsiyetten Rus bir maoist, Çinli de bir troçkist. Bunun yanında romandaki tüm karakterlerin “Kötü ve Kötülük” ile ilgili görüşlerinin olduğu, benim de oldukça ilgimi çeken bölümler var. Bir postmodern roman  olarak da okuyabiliriz bu metni demek ki. Bu romanda “yok” yok velhasıl.