Renkkörleri Adası

Gölge Konuşuyor:

Geçtiğimiz günlerde ölen Oliver Sacks’ın bu okuduğum ikinci kitabı. Daha Önce Mars’ta Bir Antropolog adlı kitabını okumuştum. Şunu söyleyeyim Sacks’ın bütün kitaplarını okuyacağım. Elimde olmayan kitapları da baskısı olsun ya da olmasın bir şekilde edineceğim. Sacks’ın anlattığı şeyler bana heyecan verici geliyor. Kurmaca tadında gerçek öyküler anlatıyor. Öykülerin yaşanmış olduğunu bilmek belki heyecanı daha da arttırıyor. Türk okuru Sacks’ı renkkörleri 001bilmiyor mu? Biliyor sanki. Elimdeki kitap bile üç baskı yapmış, şu anda da baskısı bitmiş görünüyor. Tabi YKY’nin yayın politikasını anladım ben. Raf ömrü uzun olmuş kitapların baskısı tükense dahi basmıyorlar. Tabi biz bu yakadakiler yayıncılığın içinde değiliz. Tam olarak ne olduğunu bilemeyiz.

Uzak diyarlara gidiyor Oliver Sacks. Heyecanına bizi de dahil ediyor. Uzakdoğu adalarına gidiyoruz. Filipinlerin doğusuna. Gittiğimiz yerlerden biri Caroline Adaları’nın Pingelap ve Pohnpei adaları, diğeride Mariana Adaları’nın Guam ve Rota adaları. Pingelap küçük bir ada, Pohnpei daha merkezi bir ada. Guam’ın Umatak köyüne gidiyoruz. Bir de Guam’a komşu Rota adasına gidiyoruz. Pingelap ve Umatak’da işimiz daha çok, esas hikayeler burada. Pohnpei ve Rota’da tali hikayelere şahit olacağız. Arzu edenler kitabın sonundaki bölgenin haritasına bakabilirler. İnternetten de daha detaylısını görebilirler. Hemen başlayalım yolculuğumuza.

İlk yolculuğumuz Pingelap’a, yani renkkörleri adasına. Oliver yanına kendisi de renkkörü olan konunun uzmanı Norveçli Knut ile oftalmolog (gözbilimci) arkadaşı Bob’u da alıyor. Şöyle bir bilgi verelim önce inceleyeceğimiz vakalar akromatopsi vakaları. Total renkkörlüğünün olduğu vakalar yani. Her şeyin gri olduğu dünya. İşte Pingelap adası bu vakaların yoğun olduğu bir yer. Tam elli yedi kişi aynı dertten muzdarip. Bu ada nüfusunun yüzde on ikisine tekabül ediyor.  Ada halkı bu derdi kendilerine dışarıdan gelen yabancıların bulaştırdığını düşünüyor. Tabi Sacks ve arkadaşları bu hastalığın genetikle yayıldığı konusunda adalıları ikna etmeye çalışıyor. Yine de bunun maskun denilen bir rahatsızlık sonucunda oluştuğunu biliyorlar. 1700’lerden önce adalıların pek böyle bir rahatsızlığı yokmuş sanırım. Nasıl olmuş da oluşmuş, mutasyona dönüşmüş ve genetiğe işlenmiş. Reddedilmeyen bir gerçek bu. Sacks gerçekten karşısına çıkan vakalardan etkileniyor, özellikle çocuk olanlarından. Tüm anlatıyı kafasında tahayyül etmeye çalışan bendeniz de bu zavallı biçareler karşısında üzüntümü belirtmeliyim.

Ponthei maceramızda işin daha magazinel yönü ile ilgileneceğiz. Mikronezya’nın başkenti olan bu adada bölgenin tarihini öğreniyoruz. Tarihini öğreniyoruz derken Batılıların adalara ilk ayak bastığı tarihten itibaren hikayeyi başlatıyoruz. Tabi ilk ziyaretçi bilindiği gibi bölge insanı nazarında sicili pek temiz olmayan Macellaan olmuş. Sonra da başkaları. Faydası dokunan çok azmış. Kolonyalizmin verdiği zarar konusunda sayılara hiç girmek istemiyorum. Herkesin sömürgesi olmuş söz konusu adalar. Sırasıyla İspanyollar, İngilizler, Almanlar, Japonlar ve Amerikalıların egemenliğine girmiş bölge. Özellikle Almanlar ve Japonların katliam sicili epey kabarık. Misyonerler de cirit atıyormuş bölgede. Katliamların yanısıra yabancılar bissürü salgın hastalık bulaştırmış adalara. Nüfus çok azalmış, birçok adanın insanlarının nesli tükenmiş. Nükleer ve atom denemelerini de bölgede yapılmış. Bundan dolayı da birçok insan sakatlanmış, zamanla rahatsızlıklar yaşanmış Batılıların ilkel dediği fakat azımsanmayacak uygarlık kalıntılarının olduğu bölgede. Sacks, Non Madol adlı devasa taş yapıyı anlata anlata bitiremiyor. Ama sonuçta yoksul ve işsiz bölge halkı bugün de orada yaşam mücadelesi veriyor.

Guam’ın Umatak köyündeyiz. Burada da ilgi çekici şeyler oluyor. Litiko-bodig denilen adaya özgü ender rastlanan bir rahatsızlık söz konusu. Şöyle özetleyelim:  ALS hastalığına benzer litiko kısmi felç ile parkinson benzeri bodig denilen erken bunama belirtilerinin olduğu iki rahatsızlığın nöbetleşmesi. Oliver ve bölgenin John adlı özverili doktoru bu hastalık hakkında sürekli fikir teatisinde bulunuyorlar. Sebebi üzerinde duruyorlar. Sikad adlı tropikal ağacın aynı adlı meyvesi üzerinde duruyorlar. Ne var ki hastalığın şöyle bir yönü var. 1952’den sonra doğanların hiçbiri bu hastalığa yakalanmıyor. Bir toksinin neden olduğu bir rahatsızlık mı, viral bir şey mi yoksa?…

Son bölüm Rota’da daha ziyade bölgenin endemik yapısı üzerinde konuşacağız. Dışarıdan gelenler yüzünden bölgenin ekosistemi değişmiş, endemik yapısı bozulmuş, bitkilerin çeşitliliği yok edilmiş. Buna rağmen Rota biraz daha bakir kalmış bir yer. Özellikle büyüleyici bir sikad ormanı var. Bu bölümlerde Sacks’ı bir nörologdan ziyade bir doğa aşığı, bir botanikbilimci olarak düşünmek daha doğru.

Son olarak kitap bir bilgi çöplüğü. Bir çöpçü olarak epey beslendiğimi söyleyeyim. Kitabın sonundaki notların okunması taraftarıyım. Sözlük de çok işime yaradı. Haritalar keza öyle. Kaynakça da işime çok yarayacaktı ama bu eserlerin çoğunun Türkçeye çevrilmediğini fark ettim. Özellik David Quammen ve John McPhee’nin eserlerinin kesinlikle Türkçeye kazandırılması lazım. Yayınevlerinden rica ediyorum. Akromatopsi ve litiko-bodig adlı rahatsızlığının yanında yamyamlık, muz mutasyonu, kuşlarla beslenen üç metrelik yılanlar, kuru hastalığı, latirizm vs.hakkında bilgi sahibi oldum bu çok değerli eser sayesinde. Doktorlara, öğretmenleri, özellikle engelli hakları konusunda duyarlılığa sahip olanlara, kısacası konuyla ilgili herkese önerimdir.