Temel Parçacıklar

Gölge Konuşuyor:

24 Mart 2012’de okumuş ve şu yorumu yapmışım:

Michel Heuellebecq, romanında altmışlı, yetmişli ve seksenli yıllara bakıyor, kahramanları Bruno ve Michel’in tanıklığında. Aslında roman yirminci tara0001yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. Ama bu yüzyılın ilk yarısında insanlar, vakitlerinin çoğunu savaşarak ve ekonomik sorunlarla boğuşarak geçirdikleri için toplumsal dönüşümlere pek vakit olmamış. Dolayısıyla romanın bu bölümleri hızlı geçilmiş….
Ellilerle birlikte güvenli ve huzurlu hayatlar kurulmuş, zenginlik artmıştır. Ama zenginlik masumane bir şey değil işte, riyakarlık ve yozlaşmayla sonuçlanması muhtemel. Suçluluk duyanları ve mutsuzları, zen ve yoga bile paklamamış. 68’le birlikte toplumsal muhalefet artmış, gençlerin tepkileri devletlere olduğu gibi bu yozlaşan ebeveynlerine idi. Böyle bir ortamda kimsenin hippilere laf söylemeye hakkı yoktu.
Yetmişlere gelindiğinde en büyük dönüşümün cinsel hayatta yaşandığı görüldü. Döllenme ve seks apayrı olgulara dönüştü. Ne var ki bu dönüşüm pek sağlıklı başlamamış. Doğum kontrol yöntemleriyle birlikte özgür seksin arttığı kesin ancak, seks, pornografiye öykünmelerle, uyuşturcularla birlikte narsistik bir gösteriye dönüşmüş. Michel’in tutukluğu ve Bruno’nun doyumsuzluğu dönüşümün iki sorunlu ayağı.

Arka Kapak:tara0002

Kitabın Sayfalarından:

“Hiç işe yaramıyorum” dedi Bruno tevekkülle. “Domuz yetiştirmekten acizim. Sosis, çatal ya da cep telefonu üretimi hakkında en ufak bir bilgim yok. Beni çevreleyen, kullandığım ya da yiyip yuttuğum tüm bu nesneleri üretmekten acizim; bunların üretim süreçlerini anlayacak durumda değilim. Sanayi dursa, uzman mühendis ve teknisyenler yok olsa, en küçük bir atılımı bile gerçekleştirmekten aciz olurdum. Ekonomik ve endüstriyel yapının dışında kalsam kendi yaşamımı bile sürdüremezdim: nasıl besleneceğimi, nasıl giyineceğimi, iklim değişimlerinden nasıl korunacağımı bilemezdim. Kişisel teknik becerilerim Neanderthal insanınkilerin çok çok altında. Tümüyle çevremdeki topluma bağımlı olan ben, kendi açımdan ona neredeyse gereksizim; tek becerebildiğim köhneleşmiş ekinsel nesneler üstüne kuşkulu yorumlar üretmek. Buna karşın bir maaş alıyorum, hatta ortalamanın üstünde, iyi bir maaş. Çevremdeki insanların çoğu da aynı durumda. Aslında tanıdığım tek işe yarayan insan kardeşim.”

“Bu kadar olağanüstü ne yaptı?”

Bruno bir süre tabağındaki peynir parçasını çevirerek düşündü, yeterince çarpıcı bir yanıt arıyordu.

“Yeni inekler üretti. Yani bu bir örnek, ama çalışmalarının, süt verimini artırılmış, besleyici nitelikleri yüksek, genetik açıdan değişime uğratılmış inekler yaratma olanağı verdiğini anımsıyorum. Dünyayı değiştirdi. Ben hiçbir şey yapmadım, hiçbir şey yaratmadım; kesinlikle dünyaya hiçbir şey katmadım.” (sf. 223-224)