Romantik Yalan ya da Romansal Hakikat

Gölge Konuşuyor:

Ya da Edebi Yapıda Ben ve öteki. Ben ile romantik yalan aynı kapıya çıkıyor ve kitapta az yer kaplıyor. Romansal hakikat ile öteki asıl incelenen unsurlar. Az yer kaplıyor dedik romantik ama kapsam ve içerik ile  ilgili kabullenmekte zorlandığımız konu varoluçuluğun romantik sayılması, ya da yalan…

“Üçgen arzu” denen soyut bir yapı üzerine kuruyor binayı Girard: Arzulayan özne, arzulanan nesne ile dolayımlayıcı. Dolayımlayıcı taklittir. Yani Don Kişot. Arzulayan özne ise taklidin taklidi. Yani Sancho Panza. Anlamaya alışıyor ve sonuçlarını tahmin etmeye çalışıyoruz bu takip ettiğimiz kimi zaman metafizik arzu, kimi zaman dolayımlayıcı arzu denen şeyi. Söz konusu arzu bizi yüce  ve soylu bir amaca ulaştıracak. Bu da hakikattir. Aynı zamanda konu ile ilgili bilinçlilik hali. Anlaşıldığı üzere hegelvari bir çatı var. Hegel’e yaslanarak Stendhal, Dostoyevski ve Proust okuması yapacağız ya da tam tersine söz konusu edilen romancılardan hegelvari unsurları tespit edeceğiz. Tabi ki bu eserlerin çoğunda varoluşçuluk hastalığına tutulmuş bireyler var ama diyalektiğin ikili doğası da romanlarda mevcut. Ben ve öteki, köle ve efendi, kibirli ve züppe, ölüm ve hakikat, yaşam ve ölüm diyalektiği yapılıyor romanlarda.

Bizi nereye götürecek bu yapı ya da bu tür okuma çağdaş felsefedeki gibi anlam arayışına değil, Hegel felsefesindeki hakikate götürecek. Girard’a bu hakikat arayışı ölümde gelip tıkanacak. O kadar tanıtlama ya da konuyu açık edecek önermeler bütünü; yazarlar, karakterler, poetikaların tamamının ölümü işaret etmesi tuhaf. Yaşamın belirtilerinin olduğu her yer ve zamanda ölümün izlerinin de olması tuhaf.

Jale Parla, Orhan Koçak, Nurdan Gürbilek gibi edebiyat aleminin önemli şahsiyetlerinin hakkında çok konuştuğu Girard’ın bu eserini nihayet ben de okudum. Söz konusu eleştirmenlerin en çok eleştirdikleri Girard’ın her türlü kuram ve akımdan azade kendi yolunu (kendi sistematiğini kurarak) çizen tavrı benim asıl sevdiğim tarafı. Şiddet ve Kutsal’da da buna şahit olmuştum. Hegel üzerinden Dostoyevski, Proust ve Stendhal okumak ile benim Nietzsche üzerinden Mevsim Yenice okumam arasında bir benzerlik var bence…