Büyük Gözaltı

Gölge Konuşuyor:

Önce şaşırdığım söylemeliyim. Çünkü böyle bir roman beklemiyordum. Aklıma hemen ilkokul öğrencilerine bir metni başlığından ve anahtar kelimelerden tara0001içeriğini tahmin etme üzerine verilen etkinlikler geldi. Bu kitap için okumadan böyle bir tahminin zor olmayacağını düşünürdüm, üstelik bir de yetmiş iki de (12 Mart sonrası) yazıldığını düşündüğümüzde.

Politik bir roman olacağını düşünmüştüm; yarı belgesel, çizgisel ilerleyen, içi burkan işkence sahnelerinin olduğu… Ama hiç böyle bir roman değil. Politik bir roman sayılacağından bile emin değilim. Çünkü Çetin Altan Lacan-vari bir teknikle bilinçaltını incelemiş, hem de yetmiş iki de.  Genel tutukluluk halimiz, genel gözaltı halimiz, özellikle çocukluğumuzdaki bu halimiz göz önüne seriliyor. Yoğun bir şekilde çocukluğumuz olmak üzre bütün hayatımız işkencehanede geçiyor.

Çocuklar en önemli tutuklulardır. Sadece büyüklerin kendilerinden yapmalarını istediği şeyi yapmaları, olmalarını istediği şey olmaları gerekir. Suçlarının ne olduğunu bilmeden yaşadıkları suçluluk duygusu…

Romanın tüm  bölümleri tutuklu kahramana yapılan psikolojik işkencelerle başlıyor, işkenceciler sürekli ona cinayetler işlediğini, bunları itiraf etmesi gerektiğini söylerler. Ve ilginç bir şekilde ailesinden bazı bireylerin ismini zikrederler, onların ölümünden sorumlu olduğunu söylerler. Bu noktadan sonra çocukluk anıları bilinçaltından  çağrılır.  Aile büyüklerinin nefes aldırmayan baskısı ve tahakkümü söz konusu bundan sonra ve bugüne yansıyan travmatik sonucu. Velhasıl, Foucault’a atfen, iktidar aslında hayatımızın her alanında sürekli kendini yeniden üretiyor…