Karısını Şapka Sanan Adam

Gölge Konuşuyor:

Gerçek öykülerin kurmaca tadında anlatılması alışılmış bir şey değildir. Alışılmış olmayan başka bir şey ise insanın beyni ve sinir sistemi gibi karmaşık yapıların olabildiğince anlaşılır olması. Bazı kavramlar için sözlüğe bakmak gerekecek belki, yine de bu sadece o kavramı pekiştirmek için yapılabilir, vakalar çünkü kavramı açık ediyor.

Bu okuduğum üçüncü Oliver Sacks kitabı. Evvelden Marsta Bir Antropolog ve Renkkörleri Adası adlı yapıtlarını okumuştum. Üç kitabı bir arada düşündüğümüzde kitapların birbirine göre üstünlükleri olduğunu söylemek güç. Marsta Bir Antropolog’daki bazı rahatsızlıklar burada da işlenmiş, farklı vakalar üzerinden, ama her hasta hastalığını başka türlü yaşıyor işte.

Zaten önsözle birlikte çok yönlü bir nörolog portresi çiziyor Sacks. “Kendimi hem doğabilimci hem de bir tıp adamı olarak görüyorum; hastalıklara ve insanlara karşı ilgim eşit yoğunlukta. Biri diğerine uygun düşmüyor olsa bile, yine hem teorisyen hem de dramatistim, hem bilime hem de romantizme eğilimim var ve bu ikilemi, sürekli insan olmanın özünde görüyorum.” Gerçekten sadece mesleki referanslarla eserini yaratmamış Sacks, başka disiplinlere göndermelerde var. Sanat ve felsefeyle yakından ilgili Sacks. İyi bir okur aynı zamanda. Bazı durumları joycevari değerlendirmesi mesela bunu gösteriyor. Tourette sendromunu da David Hume’un felsefesiyle açıklamasını gördükten sonra laf nereden nereye geldi diye düşünebilirsiniz. Evet Piaget’i ve Freud’u bilmesine şaşırmamak lazım ama, bu şahsiyetlerin de kendisine olan katkılarının da altını çiziyor yazar. Disiplinlerden bahsettik ama gerçekten nörolojiye kardeşlik edecek yegane bilim dalı da psikolojiden başkası değildir.

Yazarın evvelden okuduğum ve bu sayfalarda hakkında konuştuğum diğer kitaplarında daha ziyade kitapların içeriğinden bahsettim. Kendime döndüğüm oldu ama  kendi üzerimde çok fazla yoğunlaşmamıştım. Tourette sendromunun nasıl bir şey olduğundan Mars’ta Bir Antropolog adlı konuşmamdan dileyen dinleyebilir. Daha önce hiç Sacks okumamış olanlara da Marsta Bir Antropolog’u öneririm. Çünkü bu kitapta konular biraz daha kısaltılmış gibi.

Bunun yanında ben de kitabı okurken kendimi sorguladım. Ben de deliliğin sınırlarında olabilir miyim? Yine bir tarafa meyilli yürüyen bir hasta vardı, bana da böyle söyleyenler oldu. O hasta da normal yürüdüğünü düşünüyor tıpkı benim gibi. Böyle yürüyor olsam bile bunu bir rahatsızlık olarak görmedim hiç. Bunun yanında bazı yetenekli deliler ve özel delilerle aramda benzerlikler kurdum…

Kendi kendime düşünüyorum: Oliver Sacks’ı kimler okuyabilir. Bence herkes bir tane okumalı. Gerçek okurlar zaten bağrına basacaktır Sacks’ın eserlerini bundan eminim. Sıkılanlar da okuyabilir, gerçekten entresan şeyler var onun eserlerinde. Bununla birlikte kurmaca okumayı faydasız gören faydacı akıl da Sacks okuyabilir, çünkü bayağ bişey öğrenirler. Evde galiba üç dört tane daha Sacks kitabı var. Ama kütüphane biraz karışık. İşim var yani. Hoşça kalın.