Bisikletçi Kumpası

Gölge Konuşuyor:

Oyuncul, fantastik bir roman gibi başlayıp, bir felsefi denemeler metnine dönüşen anlatı biçimi. Başlangıç eğlendiriciydi, sonrası ise aydınlatıcı ve çarpıcı… Yeni bir terminoloji geliştirip, dünyayı, insanlığı açıklama çabası da benim için apayrı bir deneyim oldu.

Fantastik diye başladığımız bu metinde bazen her şey o kadar gerçek gibi görünüyordu ki, gerçekliği teyit ettirmek için Google’a başvurma ihtiyacı duyuyordum. Neyin düş, neyin gerçek olduğu birbirine karışıyordu. Sanki burada anlatılanların tamamı gerçek, düşte olan ya da başkasının düşlerinde var olan sizlersiniz mesajı vardı. Joseph Kowalsky diye biri yaşamış galiba. Kitabın içindeki fotoğraflarda, Bertrand Russell gibi önemli şahsiyetlerle aynı karede. Onun monologları gerçekten etkileyiciydi. Berbat Charles denilen uyduruk bir kralın hikayesi olarak başlamıştı hikaye oysa. Nasıl oldu da Kowalski’nin hikayesine geldik? Kolay olmadı. Birbirine referans olan metinler sayesinde ulaştık. Şükürler olsun ki ulaştık, çünkü Kowalsky ezoterik bir yapılanmanın önemli bir parçası ve en nihayetinde de itirafçısıydı.

Kowalsky’nin önemli bir misyon yüklendiği yapılanmanın adı Gül Haçı Evanjelik Bisikletçiler adlı gizli örgüt. Bu yapılanmanın ya da örgütün amaçları ve niyetlerinin ne olduğu Kowalsky’nin de dediği gibi isminde saklı. (Evanjelizm daha ziyade Hıristiyanlık içinde bir tür Yahudi yapılanması olarak algılanmalı. Evanjelikler İsa’yı tanırlar. Onun Tanrı’nın oğlu olduğunu kabul ederler.)

Biraz da Kowalsky’nin monologlarına, felsefi denemeler diye adlandırdığımız metinlere dönelim. Mesela biz eğitimcilerin dokunsal, görsel ve işitsel dediği öğrenim tarzlarına bakarak kategorize edilmiş kişilere yenilerini ekliyor Kowalsky. Dışkısal, fallik, anal ve oral tipler. Kendisini dışkısal olarak tabir ediliyor.Neden böyle olduğunu da uzun uzun açıklıyor. Diğer tiplemelere örnekler; fallik tipler Hitler ve Stalin, oral tipler Nietzsche. Anal ile oral aynı olduğu için de anal tiplemeleri yeniden örneklendirmiyor. Ağız en nihayetinde anüse dönüşüyor çünkü…

Ama en akılda kalıcı kısımlar ise Kowalsky’nin şizofreni ve delilik ile ilgili bahisleriydi. Gerçekten çok sıradışıydı. “Yani şöyle: Diyelim ki delirdim ve bir geminin kaptanı olduğumu hayal etmeye başladım, bu gelecekteki akıl hastanesinde beni iyileştirmeyecekler, tam aksine bana emrimde olacak bir gemi verecekler.Mesela, sen delirirsen ve kendini askeri bir lider olarak görmeye başlarsan, doktorlar seni bunun tersine ikna etmeye çalışmayacaklar; sana bir ordu verip cepheye yollayacaklar.Ben de gemi kaptanı olarak senin birliklerin için levazım ve ekipman getirebilirim.Anlıyor musun, deliliği bastırmak yerine, toplum için yararlı hale getirecekler.” Bu arada hatırlatalım, hikayenin gerçek kahramanlarından biri de Sigmund Freud. Böyle bir hikaye onsuz eksik kalırdı.

Tanrı, dünya, evren, insan, ideoloji üzerine konuşmalarda bence çok kıymetli. Tüm mantıksızlıklar ortaya dökülüyor. Zaten dünyanın temeli mantıksızlıklar üzerine kurulu. Öyle olmasaydı komünizm gibi en mantıklı şey yerleşirdi ve Stalin gibi tipler de türemezdi.

Söylemek istediklerimin aslında dörtte birini söyledim aslında. Gerçekten çok konuşulacak bir roman bence. Ama eğer varsa beni dinleyenleri daha fazla sıkmak istemiyorum. Ama romanın sonunda Kowalsky’nin açık ettiği gizli örgüt üyelerinin listesi de enteresan. Eugene İonesco ile başlayıp Woody Allen ile biten liste. Arada da Nadia Comaneci, Mircea Eliade gibi şahsiyetlerin olduğu.

Bir kaç övgü de yayınevine. 2015’te yayın hayatına başlayıp birbirinden farklı üç özgün yapıt ile misyonlarını noktalayan Oblomov Kitap. Neden devam etmediler bilinmez ama heyecan verici bir giriş yaptıkları kesin…