Yer Değiştiren Gölge

Gölge Konuşuyor:

İnceleme kitaplarında nadiren not tutmam. Özel bir nedeni vardır. Bazen akışı bozmamak çok dağıtmamak için, bazen de buradaki gibi hakkında çok fazla şey duyduğum konulara, tarzlara aşinalığımdır bunun nedeni. Nurdan Gürbilek her eserinde farklı şeyler söylemiş olsa da bunu belli metinler ve belli yazarlar üzerinden yapıyor. Örneğin Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan onun demirbaşlarındandır. Vitrinde Yaşamak dışındaki tüm kitaplarında da belirgin bir sistematik var. Sessizin Payı da yazarın okumadığım tek eseri. Yer Değiştiren Gölge ile ilgili de özellikle Bilge Karasu ve Yusuf Atılgan bahislerinde kafama takılan yazarın aşırı yorum tarzıydı. Ama zaten kitabın adı Yer Değiştiren Gölge olduğu için biz anlatının görünen değil daha çok sezdirilen yönü ile ilgileneceğiz.

Dört birbirinden farklı tarz üzerinden konuşulmuş: Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan ve Bilge Karasu. Bu eserinde Gürbilek’in zaman zaman başvurduğu karşılaştırmalı edebiyat tarzı kullanılmış. Özellikle Tanpınar, Atay ve Atılgan birbirleriyle karşılaştırılırken, Karasu’nun da eserleri birbiriyle karşılaştırılmış. Bu bakımdan kitabın tematik yönüne işaret etsek de Bilge Karasu ile ilgili kısımdan dolayı da eseri Vitrinde Yaşamak’a benzerlik gösteriyor diyebiliriz.

Şöyle düşündüğümüzde özellikle Tanpınar ile Atılgan’ın karşılaştırılması zorlama gibi görünebilir, doğrudur da. Gürbilek de bunu inkar etmiyor. Hatta çoğu unsur birbirinin zıttı. Tanpınar’da kente, Atılgan’da taşra, Tanpınar’da zaman, Atılgan’da mekan. Tanpınar’da genişlik, Atılgan’da darlık söz konusu. Ama zaten biz Gürbilek’in bu tür kıyaslamalarını çok gördük. Benjamin ile Tanpınar’ın Paris’te karşılaşırlarsa konuşacakları üzerinden söyledikleri en çok aklımdan kalandır. Bundan dolayıdır ki Gürbilek eleştiriden ziyade denemeye göz kırpar. Tanpınar ve Atılgan’ın eserleri üzerinden bir diyalektik oluşturması da tam onun tarzı. Zaten bu yüzden seviyoruz Gürbilek’in yazdıklarını.

Biraz da Gürbilek’in Bilge Karasu özelinde kontrolden çıkmış bir kalem gibi verilen sindirmekte zorlandığım tarzı. Aşırı yorum derken de doğru kelimeler mi kullandım ama bu durumu kastetmiştim. Örneğin Gece romanı hiç bir şekilde bir tasarı değil, sanki yazar uzuvları ve gövdeyi yerleştirmiş, fakat sonradan eser kendi kendine gelişmiş gibi. Bu izlenim verilmiş. Böyle olmasa da okurda böyle bir etki bırakmak istemiş. Bunu da eserlerinde tepe-in diyalektiği içinde yapmış Karasu. Eğer böyleyse durum Karasu’nun eser kurmadaki becerisi birçok organizatörün algısının, ufkunun çok ötesinde olduğunu söyleyebiliriz.