Karton Ev

Gölge Konuşuyor:

Daha o yarım sayfalık Ayın Düşü adlı öyküde, ay sofrayı şenlendirince, anlamıştım düşsel öyküler okuyacağımı. Bu bakımdan ikinci öykü Garaville Toplayıcısı’nda Mehmet var mıydı yok muydu ikileminde kaldım. Sonrasında bu adını ilk defa duyduğum garavillenin ne olduğunu merak ettim. Google amca bir salyangoz türü olduğunu söyledi bana. Sanırım bu öyküyle Halikarnas Balıkçısı ve tüm diğer balıkçılara selam gönderilmiş. Evlat acısı ile ilgili öyküyü geride bıraktıktan sonra babanın yokluğu ile ilgili Baba Yarısı adlı öyküye kapımızı açtık. Amca babanın yarısı demekmiş. Dolayısıyle hikayeyi bize nakleden kahramanımız, amcanın içindeki babayı çıkarmaya çalışıyor bir simyacı hassasiyetiyle…

Sonracığıma kitaba adını veren Karton Ev‘e geliyoruz. Öykü iki koldan ilerliyor. Anlamaya çalışıyoruz. Malum katmanlılık. Geçmiş ile şimdi arasındaki payandaya dikkatimiz çekiliyor. Ev ve güvenlik hissi ile ilgili düşünmeye başlıyoruz. O oyuncak karton evdeki huzuru bir daha -yaşanılan ve gidilen yerler taştan olsa dahi- hissetmemiş olmak… İki Yüz Kırk Beş Basamak‘da Bekçi Osman’ın hikayesi düz bir kurguyla anlatılmış. Öyle üstkurmaca, katmanlılık, metinlerarasılık gibi şeylerle uğraşılmamış. Yazar hikayemi değişik bir kurguya yedireyim dememiş. Kronolojik anlatmış. Olsun, kendimizi kaptıralım, katharsis etkisi yaratsın. Anamızdan babamızdan böyle öğrenmedik mi?

Solus’ta yerin altına iniyoruz. Nefretimizi örüyoruz, ilmek ilmek. Çocukluktan bugüne hikayemizi dinliyoruz bir kez daha. Ve finali Solus adlı barda yapıyoruz. Raymond Roussel tarzı betimlemelerle küçümseme ve aşağılamalarımızı ifade ediyoruz. Yüzü çiçekbozuğu olan adamın o arızalı kısmını düzeltmek için karşı konulmaz bir istek duyuyoruz… Bir cenaze levazımatçısının hikayesini ne yalan söyleyeyim anlatmak aklıma gelmişti, üstelik meslek hakkında pek bilgim olmamasına rağmen. Cenaze Arabası adlı öyküde cenaze arabasında istihdam edilmiş Patron ve Çömez olarak adlandırılan iki vatandaşın bir günü anlatılıyor. Bu kitabın yazarı sürekli ölü taşıyan bu adamların hakkında ne biliyor, bilmiyorum ama bu işi yapmamışsa da birinden öğrenmiştir, çünkü kafadan uydurulmuş gibi değil tüm anlatılanlar. İnsan düşünüyor, anlatılacak daha o kadar çok hikaye var ki… Mesleklerden söz açılmışken Tünel‘de bir tünel işçisinin sıradışı ve inanılmaz hikayesi var…

Tabi günümüzde artık yeni iş sahaları ve yeni meslekler de var. Bunlardan biri de mezarlık kiralamaymış. Vizyonu ve misyonu olan insanlar bu tür işlere el atıyor. Korkunç komik bir öykü Kiralık Mezar. Mezar kiralıyorsunuz ve orada diri diri kalıyorsunuz. Sebep pek önemli değil. Önemli olan orada dayanma süreniz. Yoksa ölüyle empati kurulmaz… Vukuat Mirzat tanıdık bir sima, bu delikanlılığından dolayı başı belaya girip de kodesi boylayan kafası çalışmayanlardan…

Özgür Mutlu yazar olmuş fakat sanki ne iş olsa yaparmış. On parmağında on marifet. Ölüm Doğum Kayıp Yineleme adlı öyküsünde bu sefer nüfus memuru olmuş. Belki de görüp görebileceğiniz en sağlıklı nüfus memuru; duygulanan, aşık olan… Karton Ev‘de ev bir korunaktı, Korsan’da ise geçmişle en önemli bağ, en önemli düşlerin kurulduğu yer, çocukluğumuz, kendimizi korsan ilan ettiğimiz yer…

Rahat. Hani bu komutla, emirle verilen rahat. Rahat komutu. Hazır ol’dan sonra söylenen rahat. Rahat! Hazır ol! Nasılsınız çocuklar? İyiyiz. Edebiyat böyle bir şey, başka bir koldan yaklaşıyor meseleye… Aslında Rahat bir durum öyküsü. Sadece bir durum öyküsü. Çünkü “durum” öykülerin bir çoğunda mevcut… Neyse tüm bunları boş verip bir tek atsam mı şimdi?

Beklediğimiz O Gün. Ne öncesi ne sonrası, o gündü. Ama Gargalak Kemal anonsa rağmen bunu ciddiye almadı. Onun yerine sevgilisi karar verdi… Güneşle arasında hep bir engel vardı Bekir’in. Ama Ay’ın güneşle kendisinin arasına girmesine alışık değildi. Bu durum ondaki panik ataklığı ortaya çıkardı. Ama sanki tüm güzelim öyküler aylı bir gecenin düşleriymiş gibi..