Mahcubiyet ve Haysiyet

Gölge Konuşuyor:

İsim üzerine düşünüldüğü belli. Romanda hiç geçmeyen ikili romana başlık olma ayrıcalığına erişmiş hak ederek. Romanı anlatan iki anahtar sözcük mahcubiyet ve haysiyet. Romanı deşifre eden, roman hakkında ipucu veren iki kelime. Artık benim bir şey dememe gerek kalmadı. Dersimiz öykü kurma. Anahtar sözcükleri kullanıp herkes bir öykü kurabilir.

Romana artık kimse idealize bir karakter koymaya cesaret edemez. Mahcubiyeti olan ve buna bağlı haysiyeti olan karakterler. Bir duygu ve bu duyguyla biçimlenen bir durum bir özellik. Nedense Kuzey romanı kimilerinin zayıflık dediği bu durumları çok işliyor. pek kuzeyli tanıdığım olmadı ama epey bir Kuzey romanı okumuşluğum var. Ve bu soğuk ülkelerin insanına bağışlanan en belirgin özellik içe kapanıklıkları.

Duyguların zor karşılık bulduğu ve yeterince anlaşılmadığı, karakterlerin birbirlerine duygularını, en basitinden hoşlantılarını ifade etmenin önünde daha ziyade kendilerinden kaynaklanıyormuş gibi görünen engellerin olduğu bir ortam hayal edin. Kafalarında başka şeyler var aslında. Görece kendilerini daha az ilgilendirecek edebiyat ve felsefe gibi.

Elias Rukla edebiyatın biçim verdiği bir adam. Yirmi beş yıl boyunca edebiyat dersi vermiştir. Sadece öğretmekle kalmıyor edebiyat onu yaşama bağlayan şey. Karısı Eva. Evet bir ilişkileri var. Romancı uzun paragraflar boyunca bu ilişkiyi de analiz ediyor. Ne var ki, burası labirent gibi. Belki de ilişkinin normalleşmesinin önündeki engel edebiyattır. Sevişmelerinde bile tutku eksiktir. Ama gülümsemelerini ve saygılarını birbirlerinden esirgemezler.

Bu aşk romanı olmayı başaramamış romanda edebiyat kendine geniş bir alan açmış. Pek sarmayan ilk baştaki İbsen ve Norveç Edebiyatı bahislerinden sonra son bölümlere tekabül eden yirmili yılların edebiyatı.  Zaten daha ziyade derste işlenen İbsen, Unsted gibi klasikleşmiş yazarlar gençlere de sıkıcı gelmektedir. Norveç’te de daha ziyade çağdaş romancılar okunuyormuş. Tabii okurlarsa eğer. Öğretmenler odasının bile edebiyata hiçbir ilgisi yoktur görünürde. Ta ki matematik öğretmenin ağzından çıkan o sözlere kadar. Hans Castrop yani Büyülü Dağ’ın baş kişisi gibi hissettiğini söyler matematikçi. Durun orada. Elias’a için bir sürprizdir bu. Uzun paragraflardan biri de bu anlarda 1920’lerin edebiyatından bahseder. Özellikle Büyülü Dağ’dan tutkuyla bahsedilmesi karakterin kimliğini ortaya çıkarmıştır.

Bu küçük ama yoğun romanda (formatı da yoğun, upuzun paragraflar ve nispeten küçük puntolar) ilk bakışta zor okunur gibi görünüyor ama. Bahsedilen durumun etrafında dolaşmaların veriliş tekniği aksine romanı okutuyor. Bahsettiğimiz gibi yirmilerin romanına bir güzelleme varken paragrafın birinde, başkasında karakterlerin paragraf içinde yaşlandıklarına şahit oluruz. Başka bir paragrafta ise zaman durdurulmuştur, ilişkiler ve ruh halleri işlenir.

Bu romanın çok sevilmesinde edebiyatın iyi ettiği karakterlerin duygudurumları ve ruh hallerini gerçekçi bir biçimde verilmesi. Okurun da karakterle duygudaşlık ettiği bu ortamda kendisine ayna tutan bir romanı baş tacı etmesi normal. İçe dönüklüklerini, buna bağlı mahcubiyetlerini ve haysiyetlerini de romanda görürler. Çok az roman okuru için bu derece arınma vazifesi görmez.