Sokrates’in Savunması

sokratesGölge Konuşuyor:

Açar, tekrar tekrar okurum bu tarihin en önemli savunmasını, hatta tarihin en önemli söylevini. Ne var ki, hiçbir zaman emin olamam bu metni tam olarak anladığımdan. Belki benim ki eklektik bir çaba ya da misyoner tavrı olmasın istedim. Anladım ya da biliyorum deseydim benim için çoktan bitmişti metin. Bildiğinden şüphe etmeyi, bilgini mutlaklaştırmamayı zaten Sokrates öğretmişti bana. Yaşasaydı tavrımı doğru bulacağından eminim.

Savunmanın içeriğinden ziyade Sokrates’in tercihi zihnimi meşgul eder. Ölüm ya da ölümsüzlük tercihini. Yaşamı tercih etseydi bu savunma bugüne kalır mıydı, emin değilim. Başarabilirdi yaşamayı, belagat ustalığı, mantık ve diyalektik yeteneği sayesinde.

“Bilmemek” ile ilgili olarak tavrını tevazu ile açıklamak yanlış olur bence. Burada çok basit bir mantık hatasını ortaya koyuyor., “Belki ikimiz de iyi veya güzel herhangi bir şey bilmiyoruz ama ben yine de ondan iyi durumdayım.  Çünkü o hiç bir şey bilmiyor ama bildiğini zannediyor. Ben ise ne bir şey biliyorum, ne de bilmeyip de bildiğimi sanıyorum. Bu sayede ona karşı bir üstünlüğüm var.” sözleriyle de kendini bilge sananlara mesaj veriyor. Sokrates bilgeliğin sadece tanrıya mahsus olacağını düşünür. Bilgelik taslayanların takkesini düşürmesi, sözde bilgelerin içinde Sokrates’e karşı korku ve nefret birikmesine neden olur. İntikam olarak Sokrates’i zararlı fikirleriyle gençleri baştan çıkarmakla suçlarlar.

Sorgularında nasıl olur da kanunlar, mahkemler, senatörler, meclis üyelerinin tamamı iyiyken, tek kötü olan Sokrates’in tek başına gençleri baştan çıkarma gücü olabilir sorusunu sorar. At sineği benzetmesi ya da lakabı meşhurdur bu anlamda.

Sokrates’in maruz kaldığı suçlamalardan biri de gençlere, bazı tanrılara inanmamayı öğretip, yerine başka tanrılara inanmasını sağlıyormuş.  Aynı zamanda da inançsızlıkla suçlanmıştır. Burada da Sokrates mantık bilimi sayesinde suçlamaların tutarsızlığını ispat eder.. Nasıl olur da inanmadığı tanrılara gençlerin inamasını sağlar. Akıl alır bir şey değil. Bunu süvari-at, kaval-çalgıcı ikilikleriyle destekler: “ Süvariliğin varlığına inanıp da atın varlığına inanmayan? Kaval çalmanın varlığına inanıp kavalın varlığına inanmayan?” Yoktur cevabını kendisi verir sonrasında. Şöyle tamamlar; “Tanrıların işlerinin varlığına inanıp da tanrıların varlığına inanmayan var mıdır?”