Kesin ki, Seni Seviyorum

Gölge Konuşuyor:

Aşk üzerine düşünmemi sağlayan her romanı değerli buluyorum. Tam nedenini bilmiyorum ama her seferinde aşk başka türlü nasıl yaşanabilirin cevabını arıyorum sanırım. Yoksa aşkın bir yasası olduğu, bunun peşinde olduğum düşüncesi kesinlikle değil. Zira aşka bir tanım bulmak aşk üzerine bilgiç bilgiç konuşmak bana hiç doğru gelmez. Öyle aşk bilimcisi gibi konuşanlardan da hiç hazzetmem zaten. Üstelik hikaye okuyoruz, bu derece iddialı çıkarımlarda bulunmak kurmacanın doğasına aykırıdır… Romandaki bir alıntıda (Mallarme’den mi başkasından mıydı hatırlamıyorum),’fakat insan kendisinden başkasını sevebilir mi?’ sorusuna cevap arıyor. Cevabı net ama, aşk diye bir şey var.

Bu romanın beni düşündüren yönü ise aşk ve kelimeler arasındaki ilişki, yani sevenlerin aşkını söz ile ifade edebilmesidir. ‘Seni seviyorum’ sözü bu alanda şampiyonluğu kimseye bırakmaz.. Kimi aşklar söz ile değerlenir. Kimi de sözsüz. Söz  yalan da olabilir. Her seni seviyorum sözü gerçek değildir bu bakımdan. Çoğu zaman söz ile ifade edilen aşk bana yapmacıklı, yüzeysel gelir. Ama bazen aşk öyle ifade edilir ki, gerçekten aşkın söze ihtiyacı vardır diye düşünürsünüz. İşte bu daha ziyade şairin, edebiyatçının sözüdür. Sözü sanatlı olan adamlar ve kadınlar bir başkasını etkileme gücüne her zaman sahipler ve üstelik bu kişilerin sözleri başkaları tarafından da kullanıldığı için amme hizmeti yapmış olurlar.

İşte bu sanatlı söz bu romandaki aşkı var eden şeydir. Sözler sevgiyi yaratmış ve çoğaltıyor. Daha kalıcı olmuş buradaki aşk. Yok olmamış belki aşk ama bir şekilde kalanların bu derece yoğun bir duygunun ağırlığını taşımaması söz konusu olabilir. Aşkın tarafları İnci ve Vural gerçekten bu ağırlığı taşıyabilecek mi, özellikle Vural, merak konusu. Romanın gerçek bir hikayeden yola çıktığını, bu bakımdan biyografik bir eser sayılabileceğini ben birinci ağızdan öğrendim. Hikayeyi bize anlatan da İnci’nin ta kendisi İnci hikayesini anlatırken birçok konuda düşüncelerini de naklediyor. Bunun yanında hikayeye dahil olan üçüncü kişileri de ihmal etmiyor. Bu kişilerin hem kendi yaşamları, hem de İnci ile olan münasebetleri anlatılıyor. Özelikle Melahat’in trajik hikayesi etkileyiciydi. İnci’nin sözü sanatlıydı ama anlatıya dahil ettiği Vural’ın mektupları sanki sanatsal bir etkinlik oluşturma amacıyla yapılmıştı. Vural’ın sevgiliyi etkilemek için sözcüklerin büyüsüne sığındığı tespiti bence yabana atılır bir tespit değil. Sadece sevgililerin sözleri değil birçok önemli edebiyat adamının, önemli sözleri de romana dahil edilmiş, iliştirilmiş, alt metinler şeklinde. Başrolde de Kafka’nın Milena’sı var tabi. Kafka’nın Milena’ya Mektupları yani. Bunun yanında Rilke, Gide, Mallarme, Baudelaire gibi bir çok değerli şahsiyetlerin dev eserlerinden parçacıklar vardı romanda. Bu bile romanı okumak için yeterli.

Ama gerçekten sanki aşıkların performansı düşüyor gibi. Bunda aslında dışsal nedenler de etkili, özellikle yetmişlerin politik atmosferi. Bunun yanında evlilikle birlikte ister istemez oluşan gündelik kaygılar aşkı sanki öteliyor gibi. Bu da özellikle Vural’ı üretimsiz bırakıyor. Hatta okur burada bir hataya düşüp onun her şeyi tükettiği sonucunu çıkarabilir ama bence değil. Tüm bu düşüncelere Vural romanın sonunda cevap verip, noktayı koyacaktır…

Okuduğum ikinci Nilgün Şimşek romanı oldu Kesin ki Seni Seviyorum. Siyah Sardunyalar’daki lezzeti vermemiş olsada yazarın dili ve anlatımı sayesinde eserinin kolay okunduğu düşüncesindeyim. Akıcı, kıvrak bir dil kullanıyor Nilgün Şimşek. Türkçeyi kullanma becerisi yönünden Şimşek’i Erendiz Atasü’ye benzettim…